Nasıl vefalı bi arkadaş, nası süper bi insanım. (aynı zamanda sanki biraz da salağım gibi oldu.)
Rüyamda Ohno ve Nino bir zamazingo etkinlik için Türkiyeye gelmişler. Miku, Netri ve bende yerimizi almışız en önlerdeyiz, tam gerizekalı suratlara sahibiz. Ama etrafta bizden başka hayran yok desem yeridir. Var ama bunlardan önce çıkan Kore'li guruba gelmişler (allam rüyamda bile beni rahat bırakmıyo bu Koreliler ahahaha).
doğal olarak biz bunları neredeyse en ön sıradan izliyoruz. Kedi gibi böle eller önümüzde gözler ışıl ışıl. Ama şarkı söylemiyolar. Sonuçta 2 kişiler. Ohno konuşmaya başlıyo bi çeşit Arashi den bahsetme olayı. Önce Japonca konuşuyo ohno birisi de onun dediklerini Fransızca'ya çeviriyo. Fransızca'yı da bir başkası Türkçe'ye çeviriyor. (olayları, dilden dile dönen alt yazılardan takip eden kızın dramı. Rüyada bile durum değişmemiş aehaehe) Sonra Ohno durumu anlayıp (Ohno durumu anında anlıyo. eh rüya sonuçta aehaeh) Fransızca konuşmaya başlıyo.
Neyse sahne tantanası bi durulunca yana geçiyorlar bunlar, oradaki görevlilerle sohbet ediyolar. bizde pıtır pıtır yanlarına gidiyoruz. başlıyoruz sohbete, (çok konuştuk ama şimdi hatırlamıyorum maalesef ^^) bi ara bakıyorum Netri , Nino ile kesişiyo ama öle böle değil. o an aydınlandım resmen. Sonra bu kesişme devam etsin diye Ohno ile saçma sapan şeylerden konuşmaya başladım. Bir ara bunlara "neden şarkı söylemediniz" diye sorduk, (sanki çok seviyoruz şarkılarını gibi oldu ama yağ çekmek iyidir) bunlarda "ne söylememizi isterdiniz" dediler. Önce bi "crazy moon olsa şahane olurdu" dedik ama hemen ekledik "sadece ikiniz varken aynı tadı vermez siz neye hazırlıklı geldiyseniz onu söyleyin biz dinleriz" dedik. bunlar tam şarkı söylerken telefonum çaldı. bi açtım Nell arıyo "acil gelmen lazım" diyo. Netri'ye baktım, Nino şarkı söylerken bile bunu kesiyo. "madem burada durum iyi, olmadı Netri bunları gece çıkmak için kafalar ona yetişirim"deyip koşar adım Nell'in yanına gittim.
Yani düşünün nası süper, ultra bi insanım konseri bırakıp koştum. hoş acil olmasa öle bi durumda Nell hayatta beni çağırmaz dimi ama ^-^
9 Mart 2012 Cuma
7 Mart 2012 Çarşamba
Gazete açtım
Arashi no Shinbun; Arashi'den haberler vermek ve Arashi ile ilgili Türkçe kaynak yaratmak adına oluşturulmuş 3 yazarlı bir blogtur kendisi.
elimizden geldiğince güncel haberlerle canlı tutacağız blogu
elimizden geldiğince güncel haberlerle canlı tutacağız blogu
(yani buraya pek benzemez zannımca eheaheahe)
24 Şubat 2012 Cuma
Hissediyorum ki..
Evet hissediyorum ki hiç bir zaman iyi bir blogger olamayacağım. bir kere Türkçem berbat. noktalama işaretleri konusunda hep çuvallamışımdır. ayrıca ileri bir düzeyde olmasamda Disleksiyim (yazma ve okuma bozukluğu sorunun adının hastalrı tarafından okunup yazılamaması sorunu -_-!). yazdığım herşeyi en az 3 kez okuyup öyle yollamam gerekiyor. Yorucu bi iş la ^-^. Düşünün karalı olduğumdan beri 4 ay falan geçmiş. Yani sonuçta ben tembel bir insanım.
![]() |
| tabii ki gif benim değil. ^-^ |
6 Kasım 2011 Pazar
Çok kararlıyım la!!
Çok kararlıyım tekrar blogumla ilgileneceğim. Üstelik bu sefer imla kurallarına da, yazım kurallarına da, elimden geldiği kadar dikkat edeceğim. Zira kendi yazdıklarımı, ben bile okurken zorlanıyorum. Bundan dolayı özür diliyorum.
Çok kararlıyım insanların okuyabileceği bir blogum olacak!
Çok kararlıyım insanların okuyabileceği bir blogum olacak!
![]() |
| ben yapmadım bu gif'i ama çok seviyorum ^-^ |
14 Ağustos 2011 Pazar
yalnızlık senfonisi
küçükken okula başlayana kadar hep anneannemle ve ninemle geçti günlerim. akşam olana kadar onlarlaydım..
ağlak ve hüzünlü bir çocuktum hep. biraz sesini yükseltse biri hemen ağlardım. sesiz ve sakindim aynı zamanda. bıraktığınız yerde kalırdım. açlıktan gebersemde misafirlikte kimse bişi sormazsa acıktım demezdim, diyemezdim.
günlere giderdim anneannemle. yaşıtım hiç torun ya da çocuk yoktu. olsalarda gelmezlerdi çoğunlukla. evlerin küçük odalarında geçti çocukluğum . Ve hep o küçük odaları, oradaki yaşanmışlıkları kokladım çocukken.
bu nedenle şu hayatta ilk hayal kurmayı öğrendim. ilk arkadaşlarım hep hayaliydi.
bana kocaman gelen o küçük odaların camlarından dışarıyı izlerdim... Anneannemin gün arkadaşları genelde hep bostancı erenköy civarında otururdu.. hepsinin evinin kocaman camları vardı (ya da özellikle aklımda onlar kalmışta olabilir) o kocaman camlardan evlerin bahçeleri gözükürdü... ben o bahçelere hiç çıkmasamda en çok o bahçelerde oynardım.
ilk gerçek arkadaşımsa banyodaki gaz şohbeniydi... kocamandı... tuvalete girdiğimde korkardım biraz fakat onun varlığı beni rahatlatırdı... ağlamak için de banyoya gidrdim konuşmak içinde dertlenincede çok gülmek istersemde hep ona konuşurdum. sonra banyo perdelerinede anlattım çokşey ama onlar hep biraz şımarık gelridi bana sanki çok önemser gibiydiler kendilerini. o nedenle arada annem perdeleri değiştiğinde şohbenle dedikodularını yapardım. sesizce yeni gelene çaktırmadan... en kral eşya şohbendi.. onu değiştirdiklerinde öyle çok üzülmüştüm bayada büyktüm ama gende ilk arkdaşımı kaybetmek çok üzdüydü beni....
ilkokulda da adam akıllı 1 arkadaşım vardı (o gerçekten insandı bak) en büyük hobisi bana kendi dediklerini kabulettirmek ve bana eziyet etmekti. genelde psikolojik işkence türlerini severdi. oyunlarda dominant karakter olmak ya da başka insanlarla iletişim kurduğumda kıskanıp olay çıkarmak gibi hobileri vardı...
daha 8 yaşımda insanlar bağlanmam gerektiğini biliyordum hepsi ölüyodu... bu nedenle babaannem öldüğünde en çok en son bana anlatılmasına içerlemiştim. eğer bilseydim öleceğini onu son gördüğümde daha çok öperdim daha çok sarılırdım... bana örgü örmeyi öğretecekti, en çokta o sözünü tutmamış oluşuna bozulduydum...
dolapta duran temiz yüzlü baygın bakışlı askerin, çerçeveli resmine aşık oldum ilk. ve ilk seçtiğim meslek o adam gibi bir asker olmaktı. ilk şokumu sanırım annem o resimdeki adamın ben doğmadan seneler önce ölmüş amcam olduğunu söylediğinde yaşadım... 5-6 yaşımda ilk mesleki hayalimden ve ilk aşkımdan böyle ayrıldım. ilk o zaman askerlerden nefret ettim. Ve "bütün askerler ölür" diye düşündüm uzun yıllar...
senelerce 20 yaşıma gelmden öleceğimi düşündüm nedeni de yoktu sadece herhalde ölürüm diye düşündüm.
hep birisi beni sevsin istedim birisi gelip beni yalnızlığımdan kurtarsın istedim... ama hep gelmesinden korktum... ya alışırsam onun varlığına ya bidaha yalnız kalamazsam en iyisiydi akışı bozmamak stabil kalmak yalnız olmak...
hayatımın hayalini bana yaşatan ilk insan bay süper beyin di. benimle camdan dışarı bakıp aynı şeyleri gören ilk insandı bay süper beyin. benden 1 yaş büyüktü çekik gözleri, kocaman bir gülüşü, top gibi bir kafası ve kısacık saçları vardı. onunla hayal kurmak oyunlar oynamak benim için muhteşemdi. ilk kez onun yanında kendimi huzurlu hissettim.. benim ilk (ve nerden bakarsan bak tek) gerçek erkek kahramanımdı. seneler boyunca ilah yaptım onu kendime... sonra o büyüdü ergen bir erkek oldu beni görüp suratıma bakmadı selam bile vermedi ama dedim ya ben ondan küçüktüm ilk hayal kırıklığım senede en çok 2 kere gördüğüm ve beni büyüleyen o adamın benden bakışlarını kaçırmasıydı... (şimdi süper bi adam oldu ama ben hala o çevrilen bakıştayım salak olmak zor iş)
ben en çok hayal kurmayı sevdim bide yalnız olmayı... yanlızlığım yollarıma pusu kurmadı benim ben seçtim onu.. başka şansımda yoktu.. sahip olduğum beni asla bırakmayan tek arkadaşımdı yalnızlık...
şimdi bu yazıyı nedne yazdım aylardır bişi yazmazken hemde... bu bir keşif kendimle ilgili bir keşifte o nedenle yazdım unutmamak için...
ben birini sevmekten ya da birinin beni sevmesinden korkuyorum... buna bu duyguya alışmaktan korkuyorum sevmek gene kolayda ya birisi beni severde ben buna alışırsam... sonuçta sevenler gider sevilenler gider elde kalan hep yalnızlıktır.. ya ben yalnızlıktan korkarsam ya ondan kaçmak istersem ya bunca senedir yalnızlığımla paylaştığım herşey biterse. korkuyorum ya sevilmek yalnızlıktan daha iyiyse........
ağlak ve hüzünlü bir çocuktum hep. biraz sesini yükseltse biri hemen ağlardım. sesiz ve sakindim aynı zamanda. bıraktığınız yerde kalırdım. açlıktan gebersemde misafirlikte kimse bişi sormazsa acıktım demezdim, diyemezdim.
günlere giderdim anneannemle. yaşıtım hiç torun ya da çocuk yoktu. olsalarda gelmezlerdi çoğunlukla. evlerin küçük odalarında geçti çocukluğum . Ve hep o küçük odaları, oradaki yaşanmışlıkları kokladım çocukken.
bu nedenle şu hayatta ilk hayal kurmayı öğrendim. ilk arkadaşlarım hep hayaliydi.
bana kocaman gelen o küçük odaların camlarından dışarıyı izlerdim... Anneannemin gün arkadaşları genelde hep bostancı erenköy civarında otururdu.. hepsinin evinin kocaman camları vardı (ya da özellikle aklımda onlar kalmışta olabilir) o kocaman camlardan evlerin bahçeleri gözükürdü... ben o bahçelere hiç çıkmasamda en çok o bahçelerde oynardım.
ilk gerçek arkadaşımsa banyodaki gaz şohbeniydi... kocamandı... tuvalete girdiğimde korkardım biraz fakat onun varlığı beni rahatlatırdı... ağlamak için de banyoya gidrdim konuşmak içinde dertlenincede çok gülmek istersemde hep ona konuşurdum. sonra banyo perdelerinede anlattım çokşey ama onlar hep biraz şımarık gelridi bana sanki çok önemser gibiydiler kendilerini. o nedenle arada annem perdeleri değiştiğinde şohbenle dedikodularını yapardım. sesizce yeni gelene çaktırmadan... en kral eşya şohbendi.. onu değiştirdiklerinde öyle çok üzülmüştüm bayada büyktüm ama gende ilk arkdaşımı kaybetmek çok üzdüydü beni....
ilkokulda da adam akıllı 1 arkadaşım vardı (o gerçekten insandı bak) en büyük hobisi bana kendi dediklerini kabulettirmek ve bana eziyet etmekti. genelde psikolojik işkence türlerini severdi. oyunlarda dominant karakter olmak ya da başka insanlarla iletişim kurduğumda kıskanıp olay çıkarmak gibi hobileri vardı...
daha 8 yaşımda insanlar bağlanmam gerektiğini biliyordum hepsi ölüyodu... bu nedenle babaannem öldüğünde en çok en son bana anlatılmasına içerlemiştim. eğer bilseydim öleceğini onu son gördüğümde daha çok öperdim daha çok sarılırdım... bana örgü örmeyi öğretecekti, en çokta o sözünü tutmamış oluşuna bozulduydum...
dolapta duran temiz yüzlü baygın bakışlı askerin, çerçeveli resmine aşık oldum ilk. ve ilk seçtiğim meslek o adam gibi bir asker olmaktı. ilk şokumu sanırım annem o resimdeki adamın ben doğmadan seneler önce ölmüş amcam olduğunu söylediğinde yaşadım... 5-6 yaşımda ilk mesleki hayalimden ve ilk aşkımdan böyle ayrıldım. ilk o zaman askerlerden nefret ettim. Ve "bütün askerler ölür" diye düşündüm uzun yıllar...
senelerce 20 yaşıma gelmden öleceğimi düşündüm nedeni de yoktu sadece herhalde ölürüm diye düşündüm.
hep birisi beni sevsin istedim birisi gelip beni yalnızlığımdan kurtarsın istedim... ama hep gelmesinden korktum... ya alışırsam onun varlığına ya bidaha yalnız kalamazsam en iyisiydi akışı bozmamak stabil kalmak yalnız olmak...
hayatımın hayalini bana yaşatan ilk insan bay süper beyin di. benimle camdan dışarı bakıp aynı şeyleri gören ilk insandı bay süper beyin. benden 1 yaş büyüktü çekik gözleri, kocaman bir gülüşü, top gibi bir kafası ve kısacık saçları vardı. onunla hayal kurmak oyunlar oynamak benim için muhteşemdi. ilk kez onun yanında kendimi huzurlu hissettim.. benim ilk (ve nerden bakarsan bak tek) gerçek erkek kahramanımdı. seneler boyunca ilah yaptım onu kendime... sonra o büyüdü ergen bir erkek oldu beni görüp suratıma bakmadı selam bile vermedi ama dedim ya ben ondan küçüktüm ilk hayal kırıklığım senede en çok 2 kere gördüğüm ve beni büyüleyen o adamın benden bakışlarını kaçırmasıydı... (şimdi süper bi adam oldu ama ben hala o çevrilen bakıştayım salak olmak zor iş)
ben en çok hayal kurmayı sevdim bide yalnız olmayı... yanlızlığım yollarıma pusu kurmadı benim ben seçtim onu.. başka şansımda yoktu.. sahip olduğum beni asla bırakmayan tek arkadaşımdı yalnızlık...
şimdi bu yazıyı nedne yazdım aylardır bişi yazmazken hemde... bu bir keşif kendimle ilgili bir keşifte o nedenle yazdım unutmamak için...
ben birini sevmekten ya da birinin beni sevmesinden korkuyorum... buna bu duyguya alışmaktan korkuyorum sevmek gene kolayda ya birisi beni severde ben buna alışırsam... sonuçta sevenler gider sevilenler gider elde kalan hep yalnızlıktır.. ya ben yalnızlıktan korkarsam ya ondan kaçmak istersem ya bunca senedir yalnızlığımla paylaştığım herşey biterse. korkuyorum ya sevilmek yalnızlıktan daha iyiyse........
3 Temmuz 2011 Pazar
eski defterler
liseden 18.04.2000
".... mosmor çiçekleri açmış ağacın dalları sınıfın camını ortalıyordu ve o dalların ortaladığı camda güneşin tüm güzelliğini üstüne yansıttığı ve o muhteşem ışınları muhteşem yüz hareketleriyle karşılayan X duruyordu. bir çocuk kadar saf, yaşlı bir adam kadar da sertti. sanki güneşi baharı kokluyordu sanki güneşle sessizce konuşuyordu....."
vay be yazmışım ha!
".... mosmor çiçekleri açmış ağacın dalları sınıfın camını ortalıyordu ve o dalların ortaladığı camda güneşin tüm güzelliğini üstüne yansıttığı ve o muhteşem ışınları muhteşem yüz hareketleriyle karşılayan X duruyordu. bir çocuk kadar saf, yaşlı bir adam kadar da sertti. sanki güneşi baharı kokluyordu sanki güneşle sessizce konuşuyordu....."
vay be yazmışım ha!
10 Haziran 2011 Cuma
düşersem orada olacak mısın
3 sene önce psikoloğa ilk gittiğimde bana sürekli Nell ve Tina dan bahsettiğimi söylemişti. "Arkadaşlarım sonuçta ne var ki bunda" die düşünmüştüm. Sonra bana grup terapilerinde insanların birbirlerine güvenmek için bir oyun oynandığını söyledi. Bir kişi gözleri kapalı olarak grubun ortasına geçer ve kendini serbest bırakırmış ve herkes düşmesin diye onu tutarmış. "peki sen bunu yapabilirmisin kendini serbest bırakabilirmisin". cevap verememiştim...
zaten HYD'nin, o dizideki 4 arkadaşın yaşadıklarının beni bu denli sarsması ve benim japon sevdamın başlamasıda o döneme, yani benim "arkadaşlık nedir"i sorguladığım döneme denk gelir...
bu konuşmadan bir kaç ay sonra gene aynı soruyu sorduydu psikolog işte o zaman "evet" dedim "bırakırım kendimi". o zaman içerisin de Arashi yi izlerken fark etmiştim arkadaşlığın ne demek olduğunu... ne tür bi arkadaşlık ilişkisi içinde olduğumu.
gözümü kırpmadan güvene bileceğim insanlardır Nell ve Tina. evet birbirimizin azına sıçarız ama bilirim ki arkamı döndüğümde hep ordadırlar, bana yalan söylemezler.
Nell insan seçer. öyle herkesle konuşma, kimseyi kolay kolay kabullenmez. burun kıvırır... birisi bizimle takılsın istediğimizde hem kabul eder hemde o yanımızdayken somurtur, en olmadı erkenden ortamdan ayrılır. çok kızardım bu haline artık umrumda değil bütün ilişkilerimi ona göre ayarlıyorum, onun burnuna çekmiyeceği (ya da kıskanacağı da diyebiliriz) kişileri ondan uzak tutuyorum. sıklıkla adlarını bile anmamaya çalışır buluyorum kendimi. bu beni rahatsız etmiyo aksine hoşumada gidiyo bi yerde.. bazı insanlar bana özel kalıyo... bide umursuyo ki kıskanıyo (ya da ben deliyim)... kimdir nedir biliyo o kadar. Nell'le beraber büyüdük sayılır, tüm ergenlik süreçlerini birlikte atlattık... o nedenle iletişemediğimizde bile büyük zararlar vermiyoruz birbirimize... hani artık herhangi bi olay hakkında konuşmamıza gerek yok dierinin yorumunu biliyoruz çünkü... beni her gören Nell'i sorar sanki kolun nasıl bacağın nasıl gibi bi laf. bunu her duyduğumda gururlanırım...
sonuçta 15 senedir arkadaşız. rahatlıkla pek çok insana onun ciğerini bilirim diyebilirim. o hayatta bunu yapmaz. bunu kesin sevmez, buraya kesin gitmez.
Tinay'lada 12-13 sene oldu tanışalı, yaklaşık 6 sene kadar da olmuştur en azından, haftada bi kez görüşmezsek ölürüz kıvamına geleli.
Tina severken kıskananlardandır.o sinsice kıskanmaz çok net ve açıktır durumu. hatta hızını alamazsa söyler. sahiplenir seni, arada durdurmazsan kontrolünü kaybeder, coşar. başlarda çok kızardım, hala ara sıra bi daralıyorum. ben sürekli aranmaya sorulmaya alışık değilim ayrıca öyle insanları arayıp sormam pek. Tina'ya benim böyle biri olduğumu kabul ettirmem çok zor olduydu. o sevginin sürekli teyidini isteyen biri, çünkü insanlara kolay güvenemiyor.. bunu pek çok kez düşündük Nell'le. "ne yaparsak Tina bize tümüyle güvenir" "ne yapmalıyız ki sevgimizden şüphe duymasın artık".. o zaman karar verdim eğer beni anlamasını istiyosam, önce ben onu anlamalıydım. evet eşşeklik ediyorum hala ama artık aklıma gelirse arıyorum onu. eğer hafta hiç aramadıysa merak bile ediyorum artık... onu istediği gibi sevmeyi öğreniyorum çünkü oda beni istediğim gibi sevmeyi öğrendi. birbirlerimizin sınırlarını bulduk şimdi daha rahat iletişiyoruz.
insanlar arkadaşlarıyla neden kavga eder pek anlamam... bi durum seni rahatsız ediyosa "yapma sevmiyorum" dersin. değişim için yol ararsın ama bu durumu deiştirmiyosa eyvallah der ve o kişinin yanından uzaklaşırsın.
ama öyle değilmiş hiç bişi... son 2-3 gündür öğrendim ki; kazın ayağı hiçte öyle değil....
hatta hayatımda inandığım en değer verdiğim şey kandırmacaymış.. güven yokmuş aslında... ben var sanıyomuşum....
durmu kafamda bi türlü oturtamıyorum
ya ben 15 senedir b........
cümlemin ortasında telefon çaldı... Nell di arayan............................. kırgınım kızgınlık değil bu... kızdığım tek kişi kendim dir... biri size bukadar istikrarla 8 ay yalan atabiliyosa sorun (her nakadar sorunun kendinde olduğunu söyleyip sizi dellendiriyosada) bal gibide sizdedir...
evet eskiden insanlar hep benim düzenlediğim gibi yaşasın isterdim. kesin doğrular ve kesin yanlışlar olduğunu düşünürdüm. yanlış yapanları düzeltmek için bağırır çağırırdım... psikoloğa gittikten sonra baya yumuşadım... en son bi çiçu nedeniyle tümüyle kontrolümü kaybettim... ama sonra topladım.. neye hakkım olup olmadığını 3aşşağı 5 yukarı biliyorum...
bütün olan biteni telfonda öğrendim. biliyorum Nell'i görünce anlıyacağım ne hissetiğimi, hissedeceğimi.. nasıl davranmam gerektiğini ozaman kavrayacağım...
birini bu kadar korkutabileceğimi düşünmezdim üstelik... üselik sulu gözlü olduğunu bildiğim için elimden geliği kadar yumuşak davrandığım Nell'i, despot ve keskin hatları olduğu için kelimelerimi dikkatle seçtiğim Nell'i bu kadar sindirdiysem hayatımı tümüyle yanlış değerlendirmişim zira herkes bu konuda yakınabilri ama en dikkatli olduğum Nell yakınıyosa dierlerine kolay gelsin.. ben kötü acımasız yargılayıcı hıyarın biriyim afedersiniz.....
neyse işin özü, kafama takılan şudur......... düşersem orda olacakmısın...
zaten HYD'nin, o dizideki 4 arkadaşın yaşadıklarının beni bu denli sarsması ve benim japon sevdamın başlamasıda o döneme, yani benim "arkadaşlık nedir"i sorguladığım döneme denk gelir...
bu konuşmadan bir kaç ay sonra gene aynı soruyu sorduydu psikolog işte o zaman "evet" dedim "bırakırım kendimi". o zaman içerisin de Arashi yi izlerken fark etmiştim arkadaşlığın ne demek olduğunu... ne tür bi arkadaşlık ilişkisi içinde olduğumu.
gözümü kırpmadan güvene bileceğim insanlardır Nell ve Tina. evet birbirimizin azına sıçarız ama bilirim ki arkamı döndüğümde hep ordadırlar, bana yalan söylemezler.
Nell insan seçer. öyle herkesle konuşma, kimseyi kolay kolay kabullenmez. burun kıvırır... birisi bizimle takılsın istediğimizde hem kabul eder hemde o yanımızdayken somurtur, en olmadı erkenden ortamdan ayrılır. çok kızardım bu haline artık umrumda değil bütün ilişkilerimi ona göre ayarlıyorum, onun burnuna çekmiyeceği (ya da kıskanacağı da diyebiliriz) kişileri ondan uzak tutuyorum. sıklıkla adlarını bile anmamaya çalışır buluyorum kendimi. bu beni rahatsız etmiyo aksine hoşumada gidiyo bi yerde.. bazı insanlar bana özel kalıyo... bide umursuyo ki kıskanıyo (ya da ben deliyim)... kimdir nedir biliyo o kadar. Nell'le beraber büyüdük sayılır, tüm ergenlik süreçlerini birlikte atlattık... o nedenle iletişemediğimizde bile büyük zararlar vermiyoruz birbirimize... hani artık herhangi bi olay hakkında konuşmamıza gerek yok dierinin yorumunu biliyoruz çünkü... beni her gören Nell'i sorar sanki kolun nasıl bacağın nasıl gibi bi laf. bunu her duyduğumda gururlanırım...
sonuçta 15 senedir arkadaşız. rahatlıkla pek çok insana onun ciğerini bilirim diyebilirim. o hayatta bunu yapmaz. bunu kesin sevmez, buraya kesin gitmez.
Tinay'lada 12-13 sene oldu tanışalı, yaklaşık 6 sene kadar da olmuştur en azından, haftada bi kez görüşmezsek ölürüz kıvamına geleli.
Tina severken kıskananlardandır.o sinsice kıskanmaz çok net ve açıktır durumu. hatta hızını alamazsa söyler. sahiplenir seni, arada durdurmazsan kontrolünü kaybeder, coşar. başlarda çok kızardım, hala ara sıra bi daralıyorum. ben sürekli aranmaya sorulmaya alışık değilim ayrıca öyle insanları arayıp sormam pek. Tina'ya benim böyle biri olduğumu kabul ettirmem çok zor olduydu. o sevginin sürekli teyidini isteyen biri, çünkü insanlara kolay güvenemiyor.. bunu pek çok kez düşündük Nell'le. "ne yaparsak Tina bize tümüyle güvenir" "ne yapmalıyız ki sevgimizden şüphe duymasın artık".. o zaman karar verdim eğer beni anlamasını istiyosam, önce ben onu anlamalıydım. evet eşşeklik ediyorum hala ama artık aklıma gelirse arıyorum onu. eğer hafta hiç aramadıysa merak bile ediyorum artık... onu istediği gibi sevmeyi öğreniyorum çünkü oda beni istediğim gibi sevmeyi öğrendi. birbirlerimizin sınırlarını bulduk şimdi daha rahat iletişiyoruz.
insanlar arkadaşlarıyla neden kavga eder pek anlamam... bi durum seni rahatsız ediyosa "yapma sevmiyorum" dersin. değişim için yol ararsın ama bu durumu deiştirmiyosa eyvallah der ve o kişinin yanından uzaklaşırsın.
ama öyle değilmiş hiç bişi... son 2-3 gündür öğrendim ki; kazın ayağı hiçte öyle değil....
hatta hayatımda inandığım en değer verdiğim şey kandırmacaymış.. güven yokmuş aslında... ben var sanıyomuşum....
durmu kafamda bi türlü oturtamıyorum
ya ben 15 senedir b........
cümlemin ortasında telefon çaldı... Nell di arayan............................. kırgınım kızgınlık değil bu... kızdığım tek kişi kendim dir... biri size bukadar istikrarla 8 ay yalan atabiliyosa sorun (her nakadar sorunun kendinde olduğunu söyleyip sizi dellendiriyosada) bal gibide sizdedir...
evet eskiden insanlar hep benim düzenlediğim gibi yaşasın isterdim. kesin doğrular ve kesin yanlışlar olduğunu düşünürdüm. yanlış yapanları düzeltmek için bağırır çağırırdım... psikoloğa gittikten sonra baya yumuşadım... en son bi çiçu nedeniyle tümüyle kontrolümü kaybettim... ama sonra topladım.. neye hakkım olup olmadığını 3aşşağı 5 yukarı biliyorum...
bütün olan biteni telfonda öğrendim. biliyorum Nell'i görünce anlıyacağım ne hissetiğimi, hissedeceğimi.. nasıl davranmam gerektiğini ozaman kavrayacağım...
birini bu kadar korkutabileceğimi düşünmezdim üstelik... üselik sulu gözlü olduğunu bildiğim için elimden geliği kadar yumuşak davrandığım Nell'i, despot ve keskin hatları olduğu için kelimelerimi dikkatle seçtiğim Nell'i bu kadar sindirdiysem hayatımı tümüyle yanlış değerlendirmişim zira herkes bu konuda yakınabilri ama en dikkatli olduğum Nell yakınıyosa dierlerine kolay gelsin.. ben kötü acımasız yargılayıcı hıyarın biriyim afedersiniz.....
neyse işin özü, kafama takılan şudur......... düşersem orda olacakmısın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


