17 Aralık 2011 Pazar 15.23
Daha önce pek çok kez yazmaya yeltendiğim ve son anda yazmaya üşendiğim kısmı artık yazsam iyi olur diye düşündüm. Özellikle şu sıralarda ki olayların gelişim süreci düşünülürse. Tam zamanıymış gibi duruyo. Herşey o denli hızlandı ki hayatımda bu aralar, durup bi müddet geçmişe bakmamda sakıca yoktur sanırım…
Olanları kızlara anlattığımda suratıma öyle bön baktılar ki uzun zamandır kafam da oturmayan herşeyi yerine çaktılar resmen.
Dün akşam 4’ümüz beraber dışarı çıktık. Netri bi ajansa baş vurmuş 2. Gelişi bunun içinmiş. Bizide ilk işini kutlamak için çağırmış. Tabii biz bunları yemekte öğrendik. Tabii celli isyan etti. Hepimizin manyak olduğunu birimizinde adam akıllı bişi söylemediğini söyledi. Netri ve mikuda bunu tamamen intikam amaçlı yaptıklarını söylediler. Ve doğal olarak konu bana geldi. Ben tam gene savunma moduma girecekken celli;
“Hiç senin kendini savunma adına bizi karalamalarını kendini haklı çıkarma çabalarını dinleyemicem. Ama esas kafama takılan noktayı anlatabilirsin. Sho ile ilk kez dışarı çıktıktan sonra aranıza kazama girene kadar geçen bir zaman karanlıkta bize o kısmı anlat. Belki ilk kez dürüstçe neden bize anlatmadığını da anlatırsın”
Bu cümle dizisi resmen kafama taş atılmış etkisi yarattı. Tam kendimi savunmak adına derin bir nefes almıştım ki en iyisinin celli’nin dediği gibi en başından almak olduğunu düşündüm.
.
.
.
Ocak sonu gibi Japonyaya geldim. İnternet aracılığıyla gönderdiğim CVmin kabu görmesi olasılık dışı gelmişti bana. Gelir gelmez kanalın ayarladığı eve yerleştim temel ihtiyaçları içinde olan şu andaki evimden biraz daha büyük (yatak odası vardı) bi evdi. Kanal sadece evi tutmuş ve kirasını maaşıma eklemişti okadar.
Bu kısımdan sonra Sho ile nasıl tanıştığımı daha önce anlatmıştım. Ama özetle ben arashi den imza almak için gittiğim de tanışmıştık sonra koridorda rastlaşmıştık sho telefon numaramı almış ve benimle bir kafede buluştu… işte burdan sonrası bu günlüğe başladığım ilk noktaya kadar eksik.
O zaman devam ediyorum…
Burda yazıcaklarımın çoğu kızlara anlatırken hatırladıklarım, arada onların sorularına göre birkaç ayrıntı daha hatırladım ve sonrasında eve geldiğimde de başka şeyler hatırlamaya başladım muhtemelen yazarken dahasını da hatırlarım. ama genel olarak net bişi hatırlamıyorum bu nedenle başta olduğunu düşündüğüm bir durum çok daha sonrada olmuş olabilir.
Gerçekten bunu itiraf etmek istemezdim ama bu günlüğe başlayana kadar yaşadığım hiçbir his ya da olay üzerine fikir yürütmedim. 6 ay boyunca insan nasıl düşünmez diyebilirsiniz ki haklısınız. Bende bilmiyorum. Ama gene üzerinde düşünüceksek ben çocukluğuma dair de pek bi halt hatırlamam (çocukluktan kastım ilk 15 sene) algılarımı kapatıp bazı şeyleri ayrıştırma konusunda oldukça iyiyim.
Mesela çocukluğumla ilgili özellikle 6-9 yaş arasındaki dönemle ilgili birbirine hiçbir şekilde bağlayamadığım 3 ayrı anısal alanım var. 1 okul anılarım ki oldukça silik bir o kadarda yıpratıcıdır benim için. 2.si bale anılarım 2 sene gittim ama bölük pörçük bi kaç görüntü var onlarında hiç birini okul anılarımla birleştiremedimdi. 3.sü ise ev hayatımdan aptal ayrıntılar. Bunları sanki 3 farklı kişinin anıları gibi hatırlarım. 3’ününde sosyal satatüleri ayrıdır birleşmez.
Neyse konudan daha fazla kopmadan geri dönüyorum.
O gün kafede ki buluşmamız benim ummadığım kadar sıradandı. Hava kararmaya yaklaştığı sırada Sho yemek yemeyi teklif etti, bende kabul ettim. yemekten sonra bişiler içtiğimizi biliyorum. sanırım yemek yediğimiz yerde içmedik .
Akşam geç saatte (muhtemelen gece 1 gibi falan olmalı) sho beni evime bıraktı beni daire kapısına getirdi. Bu noktada ben direk eve girmeye hazırlanıp kapıya yöneldiğimde kafamda şimşekler çaktı. Sanki sırtımdan biri “geri zekalı” diye bağırıyodu.” Ya şimdi, ya hiç! Sho’nun elinden uçmasına izin verebilecek kadar ahmak olamazsın. utanmak için başka bi zamanı seç şimdi gereksiz utançların ve uzun uzun düşünmelerin zamanı değil!! bir kez olsun düşünme yap!”
Hızla arkamı döndüğümde Sho tam arkamda duruyodu.(hayır onları söyleyen iç sesimdi, sho değil) suratında şu anda o geceye dair hatırladığım en net görüntü vardı. Yüz yılın en seksi sırıtışı. Yutkundum. Derin bi nefes alıp konuşmaya çalıştım fakat tüm japonca ve ingilizce kelimeler gemiyi terk etmişti. Elimde kalan tek dil türkçeydi. Neyseki kahve 3 dildede anlaşılır bi kelime. Sho gittikçe bana yaklaşıyodu evin kapısına resmi anlamda yapışmış bir haldeydim ama kilidi çoktan açmıştım. Bildiğin istemsizce hatta refleksle kendimi geriye kaçırıp kapıyı açtım ve cikleyerek “kahve!”dedim. ondan sonra sho’nun içeri girdiğini ve kapıyı kapadığını net hatırlıyorum. Sonra belimde sol tarafımda parmaklarını hissetttim. Bunu net hatırlıyorum çünkü belimin o bölgesine ben bile dokunamam acaip hassastır. Bi keresinde göğüs ultrasonumu çeken doktorun suratına doğru kahkaha atmıştım. Hmm
neyse parmaklarını hissettim ve bildiğin havai fişekleri gördüm. gözümün önünde çakıyolardı. Boynumda nefesini hissetiğimdeyse delicesine ağlamak istedim kalbim yerinden çıkıcak gibiydi.
Sıradan bi fangirl reaksiyonundan biraz daha farklı bi durum var burda bunu belirtmeden geçemiycem. Sho bu aşamaya geçen ilk erkek (o da neyse bundan önce kadınlar vardı sanki. kalıp cümleler beni siz yaktınız) yani bu yaşadıklarımı yarı yarıya bölüştürmek istiyorum. Bu kontrolsüz heycanın tek sorumlusu Sho değildir. Yeni başlayanlar için bi klavuz olmadığından o noktada donup kaldım. Evet işte Sho faktörü burda devreye girdi.
sonuç olarak, bazı “araştırmalar”, “gözlemler” sonucu edindiğim ve “iç dünyamda” renklendirdiğim ve en nihayetinde o anda tanıştığım eylemsellik süreci benim için tam bir fiyaskoydu. Bildiğin budakları bile temizlenmemiş bir kütük gibiydim. Eylemle ilgili hatırladığım tek ince ayrıntı Sho’nun bu yoldaki ilk girişimim olduğunu ilk fark ettiği anda suratıma bakıp “kaç yaşındasın sen diyişiydi” fakat ses öyle derinlerden geliyodu ki… zarzor hatırladığım japoncayla “26 yaşındayım ve türküm” diyebildim. İşe girdiğimden beri en iyi ezberlediğim cümle buydu. Ayrıca hiçbir zaman bu denli anlamlı olmadıydı. Türküm işte ne beklion malzeme bu ki güya ben en umursamayan kesimdenim….
Kendime geldiğimde (yani kalp atışlarım falan düzeldiğinde ve artık sesleri duyabildiğimde) shonun yanımda yattığını ve bana baktığını fark ettim. Surat ifadesini bilmiyorum ama şu insanın zihnini sökercesine hoş kısık sesiyle “iyimisn diye sordu” japoncam hala geri gelmemişti. Söyleye bileceğim bi kaç kalıp cümle vardı ama hiç biri duruma uygun değildi. (burayı imzalarmısınız gibi laflardı bular) bende ‘iyiyim manasında’ kafa salladım.(evrenselliğin gözünü seviim)
Bi kaç dakika sonra toparlaya bildiğim kadar kelimeyle
“tek bir şey isteyebilirmiyim?” Dedim hala kazık gibi durmaktaydım sonra derin bir nefes verip buna doğru döndüm ama suratına bakmadım. Bildiğin yatakta büzüşmüştüm.
“lütfen gitmeden önce bana haber ver. Bunun gerçekten olduğunu hayal görmediğimi bilmek istiyorum. Bide tek bişi daha, beni yolda gördüğünde beni hiç tanımamışsın gibi davranma. Tek isteğim bu.”
Hiç bişi söylemedi ya da söylediysede hatırlamıyorum (bu kadarını bile iyi hatırladım, yazarken çıkıyo, yoksa kızlara bu denli ayrıntılı anlatmadıydım)sadece saçlarımda nefesini hissettim ama bana dokunmuyordu. Dokunsa bilirim çünkü dokunduğu her nokta bildiğin ruhumu acıtıyodu.
Sabah hafifçe beni uyandırdı. sırıttı ve işe geç kalmama mı tembihledi. Emin olamasamda muhtemelen salak salak suratına bakmışımdır. Daha naapcam.
O gün işte kimlerle konuştum, işe nasıl gittim, nasıl eve geldim hiç bi fikrim yok. Fakat o akşam Sho geldi. Ertesi akşam ve ertesi akşamda. Hiç konuşmadık. Ne ben bişi sordum ne o, ne ben tek kelime ettim nede o. 1-1buçuk hafta sonra artık kazıkta kesmiyodum hatta atağa geçtiğimde oluyodu. Sho arasıra eve gelmiyordu. bense kendimden beklemediğim bir metanetle durumu kabullenmiştim. Aslında çoğunlukla durumum üzerine düşünmüyodum. Sho geldiğinde benimleydi bu da benim için yeterliydi hatta istediğimden çok daha fazlasıydı benim için.
6 hafta sonra bi gün gece saat 3 gibi kapı çaldı. Ben Sho akşam 10’a kadar gelmezse beklememeyi adet edinmiştim. üstelik ertesi gün hafta sonuydu ve benim gelmesine dair bi umudum yoktu. Gece uykumdan zil sesiyle uyanınca bi tuaf oldum. önce bi korktum açıkçası 2-3 arkadaşımsım vardı, ama bu saatte birinin kapımı çalması imkansızdı. Tırsar vaziyette kapıya gittim göz deliğinden dışarı baktım gelen Sho’ydu.
Kapıyı açtım bildiğin sarhoştu. deli gibi gülesim geldi. içeri aldım. Yatağın ayak ucuna oturdu. eve gitmek istemediğini söyledi. Sesimi çıkarmadım. Çantamda uzun zamandır taşıdığım yedek anahtarımın ucuna bulduğum kırmızı ince bir kurdeleyi tuturup buna verdim. (net hatılıyorum çünkü hala o kırmızı kurdeleyi anahtarlığına bağlıyor.) bana baktı sırıttı “uykunu kaçırmadıysam uyuyalım mı?” dedi. O anda uzun uzun ‘benim uykum okadar kolay kaçmaz cicim’ muhabbeti yapasım yoktu. Beraber uyuduk.sadece uyuduk bu ‘biz’ tarihimiz de bir ilktir. Önemli yani.
Sabah uyandığımda gitmişti. Yastığının üzrerinde “dün geceden sonra tekrar rahatız etmemek için uyandırmadım. Günaydın!” yazan bir not vardı. Hala saklıyorum o notu. Çözmem 2 günümü almıştı. O sıralar okuma, yazma (japonca tabii ki)bilmediğimi daha söylememiştim beyfendiye.
O günün akşamı eve kapıyı açıp girdi. eli kolu doluydu. ben ona şaşkın şaşkın bakarken mutfağa girip elindekileri dolaba yerleştirdi. Sonrada yanıma gelip yemek yapıp yapamadığımı sordu. Bende yapabildiğimi ama yemekleri kendime göre yorumladığımı anlattım. Sonuçta ikimizin ortak kararı ve benim bi parça suflörleştirmemle oyakodon (tavuk ve yumurtayla yapılıp pirinç üzerine konup yenen enfes yemek) yaptık. Saatlerce sohbet ettik. Benim geldiğimden beri yaptıklarım ve onun anıları.(bilmedikleriniz duymadıklarınız. Da dan dan da dan. ^.- ) uykunun ağırlığına dayanamdığımız sıralarda gün ağarmıştı. Erktesi gün işimiz yoktu uyuduk. Öyle mutluydum ki biriyle böyle sohbet etmeyeli aylar olmuştu. (japonya’ya geldiğimden beri ilk dostça sohbetim)
Bu noktadan sonra, kazamayla karşılaşmamdan 1 hafta öncesine kadar durmumuzda pek bi değişim olmadı. Sıklıka sohbet ediyoduk ama hiçbirinin temel konusu ‘biz’ değildi. O kendini anlatıyodu ben kendimi anlatıyodum. Ülkesel farklılıklardan konuşuyoduk. olmadı film falan izliyoduk.
Temmuz sonunda bi gün gaza gelip Sho’ya bento hazırladım. O kadar hoş bi tepki verdi ki bende ertesi gün gen hazırladım. O gün çekim için FTV deydiler. Ben yemekten dönerken Sho’yla karşılaştım. Odanın dışında kuytu bir köşede kucağında bento yemekteydi. O anda fark ettim bentoyu açıklaması çokta kolay olmayacaktı. Annem yaptı dese oda bi acayip. Çok üzüldüm yanına gittim. (6 ayda ilkk kez televizyon binasında onu tanıdığımı belirten bir harekette bulundum. Yanına gittim sırıtıştık iki lafladık. O sırada arkamda o belirdi. Kazama. Gayet sakin ve anlayışlı karşıladı “ah sho neden söylemedin” “bak bilseydim” gibi bıd bıdı bişiler dedi. Fakat ikimizde huzursuz olmuştuk. Buna rağmen bunun hakkında tek kelime bile etmedik.
O Cuma sho eve gelmedi. Cumartesi sabahı bir zil sesiyle uyandım. Gelen kazamaydı. Hayatım boyunca bu kadar hakareti bir arada hiç duymadım. İngilizce konuşuyo hırsını alamdığında japonca devam ediyodu. Bir tek kelime bile edemedim. Kendimden nefret ettim. Bana yüklediği anlamdan herkesin bana yüleyebileceği anlamlara kadar, resmi anlamda ağzına geleni söyledi.
Pembe ve sorgusuz yarattığım evreni başıma yıktı.
Sanırım kızlarada bu nedenle anlatmadım. Gerçekçi bir düzleme oturtursam sorgulamaya başlamaktan korktum. o anın tadını kaçırmaktan öyle korktum ki Sho’yu sahiplenemedim bile. Hani sokakata beslediğiniz kediler vardır eve gelirler arada ama kafalarına esince giderler, sizde bilirsiniz acıkınca gelicek. Sonuçta bi kedidir o, hiçbişi soramazsınız. her geldiğinde başını okşayıp beslersiniz onu. Üzerinde düşünmezsiniz bile. İşte Sho da benim kedimdi. Onun gidebileceğini öyle net biliyodum ki onu sahiplenmek bana ürkütücü geliyodu.
İşte kazama o gün bu sebepten oluşan ve benim itinayla saklayıp yok saydığım bütün korkularımı tek tek dışarı çıkarttı ve onlarla oynadı, dalga geçti aşşağıladı ayakları altına alıp çiğnedi. Söylediği hiçbir kelimeyi hatırlamıyorum ama onu dinlerken göz yaşlarımdan onu göremediğimi biliyorum. Japonyada kalmak için bulduğum en muhteşem sebebi benden zorla söküp alıyodu ve daha kötüsü bunda haklı olduğunu düşünüyodum. Zaten Sho ile bi ilişkim hiç olmamıştı. Olamazdı da. Beni böyle parçaladıktan sonra gitti. Bütün hafta sonu ağladım. Sho gelmedi.
Salı akşamı eve geldi yüzünde dev bir gülücükle. Elinde ki bietleri bana doğru sallayıp haber yapmak için New York’a gittiğini, beraber gidelim diye herşeyi ayarladığını büyük bir neşeyle anlattı. Konuşması bittiğinde onay almak için suratıma baktı. Bütün neşesi söndü ne olduğunu sordu. Kazamanın ziyaretini anlattım. Tartışma kaldıramazdım. Kazamanın haklı olduğunu zaten bunun gidebileceği başka bir yol olmadığını söyledim. Bütün neşesi kaçmış bi şekilde “ama gende benimle New York’a gel. son olarak bana bunu yap olurmu?” dedi. Kabul ettim.
Gitmeden yeni dairemi buldum yeni telefon hattı aldım, bana ulaşabileceği bütün her yolu tıkadım ve ona ulaşmamak için her numarasını her adresini sildim. Dönüş biletimi ona söylemeden kendim aldım. Şimdi düşününce bunu nasıl yaptığımı kesinlikle bilmiyorum. Nasıl bir ruh haliydi nasıl bi inanmaydı nasıl bir kendini bile hiçe saymaktı hiçbir fikrim yok. Ama yaptım. O kadar.
Aslında belki bi bakıma iyi bile olduğu söylenebilir. Eğer o süreci yaşamasam asla Sho ile yaşadığımın bir ilişki olduğunu algılyamayacaktım sanırım. ya da Netri Miku ve Celli bi anda can yoldaşım olarak Japonya’ya transfer olmayacaktı.
New York a gittiğimizde beni bi eve götürdü bir haftalık kiralamış. Enteresan geldiydi. Herhalde tanıyan birine rastlamaktan korkmuş olmalı. Böle hoş ama kenar köşe bir yerdeydi ev. Acaip bi yerdi kendimi acaip mutsuz ve kederli hissediyodum. Üstelik 3günlük bi geziydi ve Sho çoğunu iş için dışarda geçiriyodu. Akşam geldiğinde dışarı çıkmak istiyodu ama ben kesinlikle buna karşıydım. Onunla geçirdiğim son dakikaları sokakta tüketmektense yatakta kullanmayı tercih ediodum. ne var yani. Amerika sonuçta. bi ara gider görürüm noolcak.
Son gün akşam dönücektik ama ben biletimi sabaha almıştım. sabah uyandım oldukça sesiz bir şekilde hazırlandım. ben tam çıkarken Sho uyandı. Anlamak istercesine bana bakıyodu. Ama nedensiz bir karalılık bir melodram aşkı vardı içimde. Aslında kızlara söylememle aynı nedenden dolayı gitmekte kararlıydım. Kazama’nın karıştırıp darma duman ettiği beynimde tek bir düşünce vardı. Gitmelisin.
Gitmeliydim. Durmam ona zarar verecekti. Benim hayatım boyunca sahip olduğum en muhteşem şey korkunç (!?!) sonuçlar doğuracaktı. Eğer gidersem dünya kurtulucaktı ben çok fedakar ve muhteşemdim. Dünya kızlarına büyük bir cömertlikle Sho’yu bırakmıştım (!?!?)
Bunu okuyan şahsı muhterem (okadar yazıyom elbet bi gün birisi okuycak) suratından o dalga geçen sırıtmayı sil! biliyorum sende haytın merkezi olduğuna sıklıkla inandın. Bütün her şey senin başına geliomuş gibi hissettin. Bir çocuğun başını okşadığında onun dünyasını aydıntlattığını düşündün. Bir sokak kedisinin başını okşadığında onu mutlu ettiğini düşünüp bundan huzur buldun. İşlerin yokuş aşşağı gittiği her durumda bunu yaşayan tek senmişsin gibi davrandın. Şimdi beni eleştirmeyi kes. ayıp oluyo ama…
Bu arada mükemmel zamanlama diye buna denir sho geldi ihihih. Dur erkekimi karşılayım *salak bi sırıtışla koşarak uzaklaşan sımayli*
ja ne~~
0 yorum:
Yorum Gönder