4 Haziran 2011 Cumartesi

Günlük 17


13 Aralık 2011 salı 19.30

Ocak başında İstanbula gidiyorum

Yanımda +9 kişilik bi bölükle.

komple arashi, netri, celli, miku ve bu aralar her yerden çıkan shun dan oluşuyo bölük…

Aslında bu benim Nell ve Tina ile çok önceden planladığım tatilim.

Ben  istanbula gidicem 1-2 hafta takılıcam, aile ziyaretleri falan. onlar o arada işlerinde olcaklar akşamları görüşcez. Sonrada onlar 2 hafta falan izin alcaklar beraber Tokyo'ya dönücez yani yaklaşık 1 ay kafadan beraber takılıcaz.

Fakat hiç ama hiç hesapta olmayan bi dizi gelişme sonucunda artık peşimde 9 kişilik küçük dev bir kadro mevcut. Ah tabii bunlara ek olarak 7 menajer, 4 kameraman, 1 yönetmen, 3 makyöz, 16 tanede stafta  var ekipte.

Evet bildiğiniz İstanbula gidiş kontrolden çıktı.

Herşey geçen hafta televizyon binasındayken oldu.

Ben sho ile kafeteryada bişiler yiyodum. Bunu oldukça uzaktan tanışan iki kibar insanın beraber öğle yemeği yemesi tadında yapıyoduk. O arada sabah beraber hazırladığımız bentoyu yiyoduk ama  o ayrı bi konu. Biz yerken sinirle Jun yanımıza geldi sandalyeyi çekip pis pis bana bakmaya başladı. Biraz dehşetle buna baktım ve;
“ne var be ne bakıyosun dik dik suratıma” dedim

Jun derin bi nefes aldı. Sandalyeye ters oturmuştu.
“senin şu arkadaşın varya..”

“hangisi..  nerdeyse tüm arkadaş kadrom burda da”

“miku”

“ha! tamam. Nooldu?”

“beni çıldırtıcak gerçekten çıldırmam an meselesi”

“iyi de niye onunla konuşmuyosun?”

“anlamıyo ki!!”

“nasıl anlamıyo”

“japonca anlamıyo”

“miku mu?”

“bak zaten sinirliyim asabmı bozma!!”

“yalın cümleler kurarsan anlar ya. hem bu kadar sıkıntı yaratıyosa tercüman dan yardım alsana”

“sorun o değil ki be!!”

“haa! ne ki?”

“sürekli ama sürekli eleştiriyo dayanamıyorum artık”

Bi an kendimi kaybetmişim öyle güldüm ki anlatamam. biraz kendime gelince jun’a pis pis sırıttım;
“bacak bacak üstüne atma, atıcaksanda öyle atma, kıvırtma kollarını indir saçını öyle toplama, ay sen ruj mu sürüyosun, dur ben shun la kaynaşiim daha iyi…”

Ben konuşurken jun hem sinirleniyo hemde gülesi geliodu belliydi. Sho ise kopmuştu karşımda.
“ee ne söylüyo biliyorum bana onu nasıl durdurucam onu söyle!!” dedi ve bentomda ki onigirilerden birini aldı.

Tam o sırada arkadan sıtma görmemiş bir ses, tüm kafeteryada yankılanan bir gümbürtüyle;
“SEN… SENİ ADİ KADIN!!”

Üçümüzde sese yöneldik. Nino saçı başı dağılmış bi biçimde yanımıza doğru hızla geliyodu.
“senin o arkadaşın var ya…. Ne demeye bütün arkadaşlarını başımıza topladın ki? Onları kontrol etmeyi öğrenmelisin!!!!!!”

Sho önce ki gülmesinin izlerini hala kaybetmemiş bi merakla sordu;
“nooldu ki?”

“senin bu…”bi an durakladı yutkundu.  muhtemelen azından kaçmaması gereken kelimeyi yuttu ve devam etti  “…arkadaşın varya hani onun ülkesinden ihrac ettiği şu uzun,”  burda sesi iyice kısılmış ve yanpiri bi gülüşle “hoş” sonra sesi gene yükseltip “ve sinir bozucu arkadaşı var ya hani… ben onu döverim!!”

Nino’ya baktım;
“ne yaptı ki?”

“tam 4 kez ‘sana bi oyun vercem ama önce bi yemek yiyelim’ bahanesiyle kandırıp yemek faturasını bana kilitledi!!!”

Ve 3 ümüz koptuk…
Nino gülmesine engel olmaya çalışarak;
“ortada komik bi durum yok gülmesenize be!!”

Biz kıkırdaşırken bi anda Nino’nun arkasından doğru Ohno çıktı ortaya. Direk masaya yöneldi hiç birimize bakmadan direk bentolara bakıyodu. Sonra benim önümdekinde sabitlendi. kafasını kaldırıp suratıma baktı. Soru sorar bir ifadeyle;
“onigiri?”

“buyur, buyur”
Bi anda çocuk gibi bi gülümsemeyle 2. Onigirimide o aldı
Nino yan gözle son kalan 2 onigirime baktı sora Sho’nun hala yemediği 4 onigiriye. hiçbir kelime etmeden Sho’nun onigirilerinden birini aldı. Sho elinden oyuncağı alımış çocuk gibi Nino’nun suratına bakıyodu. Nino kayıtsız ve ukala bi ifadeyle onigiriden bi ısırık aldı. Bi yandan ağzında onigiriyi gevelerken öbür taraftan Sho’ya doğru
“itadakimasu” dedi

Tam o sırada Ohno suratıma baktı tekrar “oi!”

“noooolduuu?” bu benden çıkan ‘noooldu’,‘gene kim naaptı’ havasında bi ‘noooldu’ydu 

“senin şu arkadaş hani turuncu olan…. Benden yoko’nun numarasını istedi… bende verdim… ama iyi mi yaptım bilemedim? Ters bişi yapmaz dimi?”

“eh! Hadi ya! eaheah ehm! Ee iyiymiş.. yok herhalde yapmaz yani aslında celli bu bilemedim ama yoko bunun için sana kızmaz ya. endişelenme sen. kızarsada yolla bana döverim ben onu.”

Ohno dışındaki diğer 3’ü kıkırdadılar. Ohno'ysa yemeğine (yemeğime) geri dönmüştü. tam o sırada aceleci admılarla miku yanımızda bitti. elleri belinde jun’a bakarak;
“nereye kayboldun sen? 2 dakkaya geliyorum diyip bi gittin gidiş o gidiş. ağaç olduk aşşağıda”

Jun bana baktı derin bi nefes verdi;
“niye Shun canını sıktı dimi. her yaptığına laf edebileceğin türde bi adam değil?”

Miku buna şöyle bi yanpiri baktı sonra bana  baktı
“ben gün geçtikçe daha çok seviyorum bu adamı naapcaz?” dedi türkçe

“o zaman rahat bırak garibi. içi şişmiş len çocuğun”dedim türkçe

Masanın geri kalan 4’ü anlamaya çalışarak bize baktı bizde sırıttık. Tam o sırada arkamdan bi el bentoma uzanıp son 2 onigirimden birini aldı ve;
“evet çok sıkma kızım adamı. yazık oda bi insan sonuçta” dedi japonca. konuşan Netriydi.

“sen hiç konuşma Nino’ya tam 4 yemeklik oyun borçluymuşsun”

Netri gözlerini kıstı suratıda pis bi ifadeyle sırıtarak ve Nino’ya doğru bağırarak;
“CİMRİİİİİİİİİ! İSPİYONCUUUUU! PİSLİİİİİKKK!”dedi

O sırada miku benim bento ya odaklanmıştı. Gözlerini şaşılaştırıp;
“onigiri, suf onigirisi, tuzlu dimi bu, bide bol mazemeli dimiğğğ?”

Ben biraz son onigirimide kaybetçek olmanın hüznüyle;
“evet” dedim “al hadi al”

O sırada Sho kendi bentosunu uzattı;
“lütfen burdan al” dedi

Miku sırıtarak; “shooo saooll “ dedi. Onigiriyi alıp bana baktıi bıyık altından “bunuda sen yaptın dimi?” diye sordu. Bende şebek şebek sho’ya bakarak “hai!” dedim. Sho daha bentoyu yerine koymadan bir el uzanıp bi onigiri aldı. Bi yandan da bağırarak konuşuyodu bu elin sahibi olan Aiba;
“vuaaa herkes burdaymış onigiri partisimi var.”

Sho bentosunu iyice önüne çekip koyarken aibaya baktı  ters ters ve;
 “yoktu aslında” dedi.

O sırada Shun geldi yanında da Celli. İkisi aynı anda;
“aa ne yiyoruz?” dedi kimse bunlara cevap vermiyo herkes kendi arasında konuşuyodu.tek Ohno onlara eşlik etmiyordu. o daha çok bentomun kalanını bitirmeye odaklanmıştı.

Sho ile birbirimize baktık derin bir nefes verip son kalan onigirileri bunlara uzattık. İkisde kocaman gülümsemelerle bunları kabul ettiler. Ortamda herkes bişiler söylüyodu. içicek bişiler aldılar içildi falan. Sonra bi anda geldikleri hızla hepsi masanın etrafından kayboldu.

Sho ve ben yağmalanmış masamıza kederle baktık. sonra aynı kederle  birbirimize baktık;
“gochisousama deshita” (bildiğin afiyet olsun)

Sho derin bi nefes verdi kaplarını topladı. Sonra kalkmadan bana baktı;
“sen bişi söyliycektin?”

“ha şey ben 3 hafta kadar İstanbula gitcem de yılbaşından sonra. Onu söyliycektim.”

“ha! Umh tamam. Sorun değil… şu büyük tatil planı öylemi?”

“evet”

“kışın ortasında çok anlamlı olmamış ama neyse”

“olsun yazın gene giderim iş mi?

“ohh gez tabi”

“diyene bak lan işin gezmek zaten”

İkimizde kıkırdaşıp işlerimizin başına döndük

Fakat ne olduysa işte o arada oldu

Biz yemek yemeye debelenirken Takuma-san yan masada bi kaç yapımcıyla oturmaktaymış. Bizim şamataya bi süre sonra kayıtsız kalammışlar. Baya bi eylenmişler.

Tabii o arada benim kaçırdığım daha neler oldu kim bilir okadar çok konuşuluyodu ki takip bile edemdim di o ara.

Bunlar bize gülerken Takuma-san da bizim Türk olduğumuzu falan anlatmış. kendine göre bazı “küçük” ayrıntıları atlamış. bu yapımcılardan biri de demiş ki “İstanbula bu ekibin gittiğini düşünsenize ne eylenceli olurdu”. Arashi ekibi, jun’un dizi ekibiyle ve başrol kızının arkadaşlarıyla istanbulda.  O sırada konu ilerlemiş ve durum yukarda yazdığım  hali almış. şimdi bu zımbırtı için bi koştumaca başladı. Fotoraf çekimleri falan olcakmış.bide olayla ilgili basılı kısım direk benim kontrolüme verilcekmiş kabuslardayım.

Bir tatil itinayla nasıl mahvedilir örneğini veriyoruz.

 Mikuların dizi şubat ortasında gösterime giricek.ilk 5 bölümün çekimler tamamlansın diye hızlandılar. Hepimizde bi telaş bi hız. Oysa ben sadece tatil yapıcaktım. Hay bide üstelik. Bütün bu saçmalığı Nell ve Tina ye anlatmak var. Of ki ne of

Ah bide bütün bunlar yetmiyomuş gibi Sho’ya söz verdim noel de ailesiyle olucaz. “Bir türk ve 5 japon neden noel kutlar?” adlı soru yu Sho'ya yöneltmek istiyorum ama dinleyesim yok. ondan yutmayı seçiyorum -_-

İçim daraldı

0 yorum: