30 Mart 2011 Çarşamba

Günlük 15


2  aralık 2011 Cuma 23.54

Düşününce hala ellerim titriyo. neyse  yazmazsam rahatlayamıyacağımı biliyorum o nedenle yazmalıyım…

Bugün sabahtan celli ile konuştum. o döndüğünden beri bi türlü görüşemedik.  miku’nun diziyide kutlayalım istedik, bu nedenle öğlen beraber  yeriz dedik. Fakat benim işe gitmem gerektiği için fujiTV’nin kafeteryasında buluşalım dedik.

Ben kafeteryaya gittim. Kısa süre sonra celli geldi. O geldikten kısa bir süre sonra Kazama kocaman bir sırıtmayla yanımıza geldi. Ne yatığımızı falan sordu bende yemek yiyoruz dedim, elimden geldiğince sevgi dolu bir ifadeyle. Biraz daha konuştu bu. bizde anlattık mikuyu beklediğimizi falan söyledik. Tam o sırada miku aradı gecikeceğini ama kahveye kesin yetişeceğini söyledi. Kazama oldukça anlayışlı bir ifadeyle yanımızdan ayrıldı ve yemekten sonra Arashi’nin odasına gidersek daha rahat edeceğimizi söyledi. Celli bunu oldukça büyük bir zevkle onayladı. Bende doğal olarak kabul ettim.

Yemekten sonra aşşağı indik. Odaya girdiğmizde miku aradı ‘ben geliyorum kahveleri alın’ dedi. Cellide bunun üzerine kafeteryadan kahve almaya gitti.

Arashi’nin soyunma odasında yalnız başıma kalmıştım aslında baya hoş bi histi. Ben ufak ufak etrafa bakınmaya başladım baya baya dalmıştım. bir süre sonra birinin omzuma dokunmasıyla irkildim. Arkamı döndüm, Kazama karşımdaydı.  Kazama yavaş yavaş üstüme gelmeye başladı, suratında ürkütücü bir ifade vardı. Gayet sesiz bir biçimde bi kaç adım geri attım.
“kazama-san iyimisin?”

Bi anda üstüme doğru atıldı. Şaşırdım afalladım ben kollarından sıyrılmaya çabalarken beni öptü. Ya da yaladı tam emin değilim.

Bi anda bütün sinirlerim gerildi;
“naaptığını sanıyosun be adam”

“senin hakettiğin gibi davranıyorum”

“o nedemek be”

“ne yani Sho ya aşık mısın? güldürme beni emin ol sorun paraysa bende de bolca var”

Suratıma yerleşen tiksinti ifadesinden kurtulamıyodum öyle kızmıştım ki bildiğin bütün tüylerim diken diken olmuştu. Dişlerimi sıkmaktan  üst  dişlerim alt çenemden çıkmak üzereydi.

“bu mudur senin hayat görüşün, bu mudur senin kişiliğin?
Ne yani eğer aşık değilsem bu yaptığın normal  bi durum mu olucak?
Bana hiç öyle bakma senin saçmalıklarından bıktım artık.
Ne bilmek  istiyosun? söylediklerim neden seni tatmin etmiyo?
Evet
Evet
Ben hiç aşık olmadım ne demek olduğu hakkında hiç bi fikrim yok”

“yani onu sevmiyosun”

“seni… seni… seni… adi herif bumudur bilmek istediğin? üzgünüm ama onu seviyorum! Hem  sevgiden kastın nedir senin?  bunu sana japonca açıklamamı beklemen bile yeteri kadar haince. Onu seviyorum onunla vakit geçirmeyi onunla hiç bir şey yapmamayı seviyorum. Ama buna aşk diyemem aşk nedir hiç bi fikrim yok! hayatımda hiç hissetmedim! o duygudan arınmışımdır belki! Belkide hissettim ama tanımlayamıyorum!! ne olursa olsun, Ne hissedersem hissedeyim senin beni bunun için yargılamaya hakkın yok.bana böyle davranmayada hakkın yok !!bana öyle bakmayı kes ve benden uzakdur”

Kazama yanıma yaklaştı ben öfke patlamamın en uç köşesindeyken beni gene öptü. Yapabileceği en yanlış hamleydi. kulağının üstüne çaktım yumruğu!! tiksintiyle suratına baktım;

“napıyosun sen geri zekalı! Elindeki tüm kartlar tükendi dimi? artık yapabildiğin tek şey bu! beni öptün diye bi anda tüm rotamı mı değişicem?? evli bi adamın beni öpmesi, hele tüm kalbimle tiksindiğim senin!! bana bişimi ifade edicek bu?? allhım nasıl ucuz pembe roman taktikleri uyguluyosun! nasıl ucuz bi herifsin sen ya! nasıl olurda senin söylediklerin bu adamı ileri götürür anlamıyorum!?! İşin sırrı heralde bu konulara hiç girmiyo oluşunuz! Ucuzsun”

öyle çok bağırıyodum ki sesim kendi içimde çınlıyodu kulaklarım uğulduyo ağzımdan tükürükler çıkıyodu. Aylardır yaptığı herşey gümbürtü eşliğinde ağzımdan çıkıyodu okadar. bütün makul olma çabalarım, bütün boyun eymeye hazırlığım, kırılan bütün ümitlerim. Sho ya baktığımda bile üzerimde oluşan gölgesi herşey patlayı vermişti. Sonuçta asla sabırlı, sakin biri olamadım ve kazama için tüm sınırımı kullandım.

“üçkağıtçı pislik! gittikçe elin pisleşio dimi!! bitiremiyceksin bu saçmalığı! haklı çıkana kadar ya da istediğini alana kadar durmicaksın!!!” bi yandan da vurmaya başlamıştım sinirlenince çok pis gözüm döner  bi anda buldozere dönebilirim.

Bi anda  birinin beni tutuğunu hissettim. tüm gücümle kurtulmaya çalışıodum. Aslında işin garibi böyle durumlarda öfkeden algım kapanır, fakat bu kez farklıydı. herşeyi ağır çekimdeymişçesine net hissedip, görebiliyodum. Saniyeler saatmiş gibi bir hızla akıyodu. bi anda kafamın arkasında tanıdık ve huzur veren bi fısıltı duydum;

“yeter, tamam, sakin ol,”

Yavaşladım. beni kavrayan sho’ydu ne görüp duyduğunu bilmiyodum. ama beni tutması, sesi, nefesinin verdiği sıcaklık kendimi güvende hissetmemi sağlamıştı saldırmayı kestim. Öfkeden ağlıyodum ve göz yaşlarım görüşümü bozuyodu fakat avımın etrafında diğer grup elemanlarınıda seçebildim. Sonrada odaya doluşmuş başka  insanları. Matsu kapıyı kapattı. herşey hala ağır çekimdeydi. Yere çöktüm sho’nunda benimle oturduğunu hissettim sadece etrafa bakıp ağlıyodum. aslında ağlamakta denemez yüzüme yapışan sabit öfke ifadesi ve önlenemez göz yaşı akışı gibi bişidi. Sho’nun sesi gittikçe daha belirginleşiyordu kafamda “tamam, geçti, sakin ol artık” onun sesi belirginleştikçe ifadem yumuşuyodu.

Bi anda önümde bir bardak su belirdi. getiren ohno’ydu. şaşkın ve mahsum bir ifadeyle bana bakıyordu. tam arkasından celli’nin endişeyle bana baktığını fark ettim. Az ilerde miku’nun junla bağırıştığını gördüm. Jun kazama’nın kanayan burnu için buz veriyo, Miku da bunun yaptığı için ona söyleniyodu. fakat algımın dumur noktası netri’ni odanın bi köşesinede bacak bacak üstüne atmış ninoyla sigara içiyo olmasıydı.

O ne ara geldi onu merak etmeye başladım. bi anda bütün dikkatim dağıldı. gözlerimi silip burnumu çekiştiriken netriyle göz göze geldik bağırdığım için çatallaşmış ve kısılmış sesimle;
“sen ne ara geldin be?”

“üç gün oluyo sanırım”

“lan!!”

“sana intikamımız acı olur dedik dimi!!”

“ama…” netri lafı ağzıma tıkadı

“bunu konuşmanın ne yeri ne de zamanı. önce bi kendine gelde sonra hesap sorarsın. ve ağzının payını alırsın”

Ohno’nun getirdiği suyu içtim. sho ve celli beni yerden kaldırdı. tekli koltuklardan birine oturdum. dünya şu anda normal  hızına dönmüştü. Fakat işin komik yanı, şu anda delicesine gülmek istiyodum.
Celii koltuğun kenarına oturmuş saçlarımı okuşuyodu. Ohno yanda ki koltuğun kolçağına oturmuş kazamaya bakmaktaydı.kazama 3lü koltukta oturmuş kafasını koltuğun arkasına dayamıştı, jun onun suratına buz tutuyo bi yandan da haala mikuyla tartışıyodu. Aiba koltuğun arkasında dikilmiş pispis kazamaya bakmaktaydı. sho elimi tutmuştu. dudakları çizgi halindeydi ve kazamayı süzüp duruyodu.
Nino ve Netri’yse herkesi süze süze sigara içmeye devam ediyolardı. Ve ben gülmek istiyodum. delicesine. Elimi sho’nun avucundan çaktim ve koltukta bağdaş kurdum. çıkarabildiğim en sakin ve rahat sesimle;
“özürdilerim! Bu kadar aşırı bir tepki vermemeliydim ama kontrolümü kaybettim”
Miku sert sert suratıma baktı;
“özür dilemesi gereken sen değilsin!!”
Bi yandan da kazamanın suratının ortasındaki buza vurmaya çalışıyodu matsuda onu durduruyodu. İkiside ciddi bir halde bunu yapıyo olsalarda oyun oynamakla cilveleşmek arası bi halleri vardı. Sette baya kaynaşmışlar anlaşılan.
Sonra celliye dönüp “ne kadarından itibaren herkes burdaydı” diye sordum.

Celli  odadan çıkkıp kahveler elinde odaya yaklaştığı sırada kazama’nın odaya girdiğini görmüş. Hemen uygun bir noktada da sho’nun ona baktığını.
sho odaya girmeden celli de onun yanına varmış. Kapıda celli benim odada olduğumu söylemiş sho  da sırıtıp “ozaman biran önce içeri girelim onlar birbirini parçalamadan” diyip gülmüş.
ikisi birden kapıya yaklaştıklarında kapının aralık olduğunu görmüşler ve içerden ses gelmeyince biraz kapıda dumuşlar. bi an da kazamanın üstüme ilk geldiği zamanı görmüşler. benim gayet metanetli davrandığım sıralarda yani. sonra kazama sho’yla göz göze gelmiş ve kazama o anda ilk kez beni öpmüş.
bu ikisi donup kalmış. sho geri adım attığı sırada cell bunu yakasından tutup kapıya yaklaştırmış.
tam o sırada diğer gurp elemanları ve miku, netri ikilisi gelmiş. ve o sırada benim ilk geri çekilip patlama kısmı gelmiş. yani olayı başından beri görmüş oluyolar.
Cell olayı benim halletmem gerektiği inancıyla shoyu tutmuş. Ama kazama’nın ikinci kez öpme atağına da sho’ya bakıp geçtiğinde ve ben kotrolü tümüyle kaybedince hepsi içeri dalmış
bu arada Kazama’nın kendimin dağattığını düşündüğüm suratını da aslında sho beni sakinleştiriken netri dağıtmış.ben göz yaşından ortalığı görmez ken ve aibayla matsu kazamayı uzaklaştırıken netri ikisinin üzerinden gerilip gömmüş yumruğu. Tabi herkes bi dumur olmuş. Oysa ben sevindiydim sandığımdan daha kuvvetliyim die.

Neyse cell bunları anlattıktan sonra. sho koltuğun koluna oturdu. Baya çökmüş bi hali vardı. Ben tam onu avutucu bişiler söylemek için çenemi açarken içeri bildiğin “karizma benden sorulur” havasında orta yaşlı bi amca girdi. ince, kısa fakat kesilikle orda olduğunu hissettiğiniz türdeki insanlardı. kendine güvenen ve tok bir ses tonu vardı. kaşları çatık bir halde odaya girdi, etrafa bakındı;

“neler oldu anlatın?” diye buyurdu.

bi anda odada ki herkes okula yeni başlamış çocuklar gibi oluverdik. Sesimiz soluğumuz kesildi. Hani öğretmeni ilk kez görmekten hiç farkı yoktu  bunun. nino herşeyi anlattı amcaya. (bu arada amca grubun menajeri adıda Takuma) ayakkabılarının topuğundan çıkan sesle kazamaya yöneldi buzu burnundan kadırdı tekrar olduğu yere sertçe bıraktı. Kazamaya bakarak;

“durman gereken yeri asla bilmiyosun dimi. Sho ya kaç kere söyledim, sen onun için olabilecek en tehlikeli menajer türüsün. İkinizde iş konusunda durmayı biilmiyosunuz. Onu iş manyağı ettiğin yetmiyomuş gibi bide paronayak mı yapmak istiyosun? ayrıca seni en ilgilendirmeyen konuya ne hakla bu denli dahil oluyosun?”

Kazama  pozisyonu ve tıkalı burnu nedeniyle boğuklaşmış sesiyle;
“ama sen gözümü ondan ayırmamamı söyledin!”

“seni sağlıksız herif sence kastettiğim bu muydu?”

Miku ve Celli aynı anda sabırsız bi asabiyetle sordular;
“Neydi peki?”

Takuma-san cool ve acı bir sırıtmayla kafasını öne eğdi sonra bakışllarını tekrar kazamaya kaldırıken;

“ benim demek istediğim e-chan’ın (bu noktada beni tanıyo oluşu biraz tüylerimi ürpetti doğrusu) temkinli olmayı, doğal olarak, bilmesinin pek mümkün olmadığını ve bu nedenle, bu ilişkinin arkasını sıklıkla toplaması gerekeceğiydi. Sonuçta hayatında ilk kez bi idolle birlikte olduğunu tahmin etmek hiç zor değil. Kazama’nın işi ona tavsiyeler verip herhangi bi durumda olayı örtbas etmekti. Mesela onları ayırmak yerine kanjani ve tokio’un bu ilişkiyi öğrenmelerini engellemek daha mantıklı olurdu.”
Bu noktada Takuma-san dahil herkes Aibaya baktı. Aibaysa arkasındaki duvara dönmüş bi yandan sol işaret parmağıyla duvara delik açmaya çalışır gibi davranıp öbür yandan da havaya bakmaktaydı. Herkes kıkırdamaya başladı.

Kazama kafasındaki buzu kucağına alıp Takumaya baktı;
“ayrılmazlarsa bu söylediğinin ne gibi bi anlamı olur ki? Sonuçta beni ilişkileri değil Sho ilgilendiriyo”

Takuma yavaşça kazamaya baktı anlayışlı bi ifadesi vardı;
“çok hastalıklı bir hayat görüşün var. ayrıca bugün yaptıklarını karının duymasıda bi okadar üzücü olucak. Hiç itiraz etme, seni biraz tanıyosam eve gittiğinde ilk iş ona zaten sen anlatırsın. Fakat artık bu ayırma oyunlarını bırak. çünkü bu yolda iki seçeneğin var ya bunu bırak ya da sho’nun menajerliğini. Ona daha fazla zarar vermeni istemiyorum. unutmaki yaptıkların tüm grubu etkiliyo. Ayrıca tekrar hatırlatıyorum evet onlar bazen bir fabrikaymış gibi çalışsalarda alttarafı insanlar. Sho’yu dur durmakta senin işinin bir parçası. gelen bazı işleri çevirmeyide öğrenmelisin. artık işleri sadece planında yer olup olmamasına göre seçmeye başladın.  arada dinlenmesine hiç fırsat tanımıyosun. ve nefes almak uğruna birlikte olduğu insanı elinden alıp, yanına bir süs bebeği koymak istiyosun. farkında değilmisin onu seçmesi bile bundan sıkıldığının göstergesi. Eğer beraber çalıştığın kişinin isteklerini ve ihtiyaçlarını bile anlayamayacaksan bu işi bırakman en iyisi. Sana tavsiyem birazdan sho seni kovmadan sen onurlu bir şekilde işi bırak çünkü sayende onunda sadece iki seçeneği var ya seni yana kız arkadaşını seçecek.”

Bu noktada araya girmek dürtümü engelleyemedim;
“a..anoo.. söyledikleriniz için öyle mutlu oldum ki anlatamam ama japonya da yaşadığım süre boyunca hatta daha öncesinden beri bildiğim tek bişi var. oda bi japonun işten çıkarılmasının hatta japonyada herhangi birinin işten çıkmasının gerçekten hiç hoş bi durum olmadığı.” Bi anda kızların bana sinirle baktıklarını fark ettim. Ve yutkunup devam ettim. “bu nedenle…” sho derdimi anlayıp konuşmaya girdi;

“ bu nedenle zaten kazamanın benimle çalışmasının mümkün olmadığını anlayıp işten kendi isteğiyle çıkabileceğini umuyoruz”

Takuma sırıtarak bana ve shoya baktı;
“kız arkadaşın biraz salak dimi?”

Sho kafama dokundu;
“biraz”

Takuma elinde getirdiği bir belgeyi kazamanın önüne doğru uzattı;
“istifanı yarın birdirisin. bu arada, bu, işe girmeden imzaladığın anlaşmanın bir kopyası. evde okumak istersin diye düşündüm. ayrıca yarın istifa etmezsen kovulacağını unutma.”

Tümüyle rahatlamıştım kazma belgeyi eline aldı. ses bile çıkarmadan odadan çıktı. Onun için üzülmeyi çok istiyodum. Sonuçta  evet sho’nun canını çıkarıyodu ama onun için çok iyi işlerde yapıyodu. Ve sho’nun onu sevdiğinide biliyodum. Zaten o nedenle sho lafımı bölmeden önce kalsın ama uslu dursun demeye hazırlanıyodum. Fakat genede içimden resmen göbek atmak geliodu öyle rahatlamıştım ki. Sonra dudağımın acıdığını fark etttim;
“bu arada kazama birini öpmenin böyle bişi olduğunu sanıyosa karısına acıdım. kafa atsa daha iyidi şerefsizim” dedim

Sho sırıtıp bana döndü tam beni öpüceğini anladığımda kafamı eydim. Kazama, öpmek ve kafa atmak arasındaki farkı ayıran bi eylem gerçekleştirememiş olsada hala kazamalanmış haldeydim. Ve sho’yu da kazamalayasım yoktu. sho kafamı eğdikten sonra alnımı öptü yavaşça;
“ikimizinde kazamalanmasına gerek yok” dedim ve shoya sarıldım. Sorada sho’nun omzu üzerinden “bu arada ben feci acıktım bişiler yesek” dedim. hep beraber toplanıp yemeğe gittik.

Miku ve jun hızla bişiler yiyip sete gittiler. Nino ve Netri girdikleri oyun restleşmesinden aldıkları hazla hemen yemeklerini yiyip ninoya oyun oynamaya gittiler. Evet kulağa pek bi hoş gelio doğrusu… du bakalım.. belkide… kim bilir….

Neyse bütün bunlardan sonra eve geldik. erkenden yattım. Sho da yattı. Ağlamaya başladım kendimi durduramıyodum.
“özür dilerim”

“neden? özür dilemeni gerektiren bişi yok ki.”

“ama evet berbat bi adam olsada iyi bi menajerdi. ben işlerinden uzakta olmalıydım. benim hatam, o odaya hiç gitmemeliydim.”

Belkide duyduğum en katı sho sesini duydum;
“saçmalamayı kes. Eğer o daha üstüne yürüken celli beni durdurmasa kazama’nın suratını dağıtan  netri değil ben olurdum. Bazen çok aşırı saçmalıyosun. Bu olanlardan sonra, gözüme baka baka sana bunları yaptıktan sonra onunla çalışabileceğimi nasıl düşünürsün.”

Sho’yla birlikte olmaya başladığımdan beri aramızda ki durumu anlamam mümkün olmamıştı. Ben sevgililik nedir bilmem. hiç algılamadım. Hatta liseden beri kimseden hoşlanmadım da. Erkek arkadaş denilen zımbırtıya benden daha uzak insan yoktur herhalde. Sho’yla olan ilişkimide böyle götürüyorum. o sadece çok sevdiğim bir arkadaşım ve aynı zamanda arkadaşlıktan biraz daha yakın, bazı açılardan…, neyse, sorun şu ki ben sıklıkla işin bu sahiplenme boyutunu unutuyorum. Sonuçta özellikle içimde bulunduğum konumu düşünürsek. adam iş gereği erkek bile öpüyo. Ya da ne biliyim adamı seven, hatta benden çok daha fazla seven yüz binlerce hatun var. Kıskanmak ya da sahiplenek bana çok uzak kavramlar gibi geliyo….du… ama sho bunları söylerken fark ettim ki söylemesini beklediklerim bunlardı.

Ona sarılıp teşekkür ettim. Bunu anlatmak çok zor. birine sizi sevdiği için hayretle bakmak çok acaip bi durum. bunun için ona teşekkür etmekte. Ama benim  gerçekliğim bu. Ve bugün fark ettim ki bana verdiği sevgiyi anladığımı ve benimde aynı şeyleri hissettiğimi anlatmanın kendimce bi yolunu bulmalıyım. Sanırım ne yapmam gerektiğini de gayet iyi biliyorum.

sho uyuyana kadar bekledim o uyuyunca kalkıp herşeyi yazmak istedim. ama ben yazarken uyandı. şimdi arkamda, çenesi ufaktan omzumu delmeye başladı. uykusu olduğu için baya baya ağırlığını bana vermiş durumda. ama şikayet edesim hiç yok. hatta bildiğin yaşadığımı hissediyorum. nefesinin kokusu bile bana yaşadığımı hissettiriyo

acaba aşk böyle bişimi.....

0 yorum: