28 kasım 2011 Pazartesi 20.12
Bugün
Bugün
bugün
bu
gün
ne ekersen onu biçersin
intikam soğuk yenen bir yemektir
eden bulur
kendi düşen ağlamaz
vs
vs
vs
Yamada-san bugün elime gene bi tomar imza kağıdı tutuşturdu. Ben de kimler varmış diye bakmaya başladım . yeni yayın dönemine girmeye az kaldı. bu nedenle yeni programlar ve onların tanıtımları falan başladı. doğal olarakta benim imza almam gerekenler listesi gittikçe çoğalıyo.
Neyse bu imza toplama işi en sevdiğim. fakat Kazama götüyle yaptığım son konuşmanın etkisiyle artık elime aldığım her kağıdı okumaya çalışıyorum. Deli oldum, yani artık deliliğim resmi olarak kanıtlanabilir.
Ben böyle kağıtlara bakıp tanıdık kanjiler araken bi tanesine rastladım. en bildiklerimden. gördüğümde direk tanıdıklarımdan 松本潤. (“Matsumoto Jun” demek bu. evet japonca insanlar öğrenirken bunalıma girsin, çocuklar adını bile yazamasın, mantığında bi dil. Aylardır bu adamların da içinde bulunduğu şeyler yazıyorum. şaşırıtıcı bi durum değil. özünde bunlar uzaylı çünkü. valla bak.)
Jun’un yeni bir diziye başladığını bilmiyodum. çok sevindim. hatta ondan imza alıcak olmam iyice hoşuma gitti. tabii tanıdık varmı diye baya kadroyu incelemeye başladım. sonrada buna rastladım 小栗旬. başta tanıyamadım. bi yerden tanıdık ama neydi acaba! sonra çaktım, kendisi Oguri Shun’un kanjisiydi. iki kere sevindim hem ikisinin beraber oynamasına hem de ikisinden imza alacak olmama. feci keyiflendim. Bi yandanda mikuyla aramdaki saat farkını hesaplamaya çalışıyorum, herkes den önce bu kutlu haberi ona ben ulaştırmalıyım diye. (kendisi bu ikiliyi çok severde hatta Jun manyağıda die biliriz kendisine)
Bu arada dizi için alıncak imzaların listesine bakarken Matsu ve Shun dan hemen sonra katakana’yla yazılmış bi isim dikkatimi çekti. Hiraganayı yeni yeni tümüyle öğrenmiş bünyem katakanayı daha tam anlayamadığı için bi sinir yaptım.
japonyada 3 alfabe var. Yukarda söyledim, adamlar dil okunmasın die uğraşıyo, şaşırıp durmayın. Bu katakana japonca olmayan diğer bütün kelimeler için kullanılıyo. Bundan yola çıkışla anlıyoruz ki bu isme sahip kimse japon değil. Ayrıca katakana hece sistemine dayandığı için muhtemelen zaten orda yazan şeyde adının gerçek okunuşuyla uzaktan yakından alaka barındırmıyo. Misal; “suflör” yazamak için katakana da スフ ロ ル harflerini kullanmam gerekiyo fakat böyle yazınca kendisi “sufuroru” olarak okunuyo. bildiğin ızdırap yani. sen yaz, sonrada “gerçekte ne bu” diye otuz saat düşün.
ben hemen yabancı oyuncu “acep dişimi erkek mi ? oo şöle bide taş bi abi olsa, üçü yanyana gözümüz şenlense” die düşünmeye başladım. ve bu düşüncenin etkisiyle “önce 3. abiyi onayliim öyle kızlara haber salarım” adlı sevinçli halimle, koşar adım imza peşine düştüm. daha uzun zaman geçirebilmek umuduylada Jun, Shun ve gaijin üçlüsünü en sona attım.
İşlerim bitti tam anlamıyla bir sevinç insanı olarak. Beni bekleyen jun, shun ve gaijin üçlüsünün odasına vardım. kapıyı çaldım gaijin karakter için bi heyca yaptım ki sormayın. Kapıyı Shun açtı. Gayet sevecen bir halde;
“e-chan hoşgeldiin” dedi. bi dizlerim boşa aldı ama çaktırmadım. Sonra Jun karşıma çıktı. oda gayet sevecen ama hin bi sırıtmayla;
“e-chan hoş geldin!” dedi sesinde bariz bi kinaye vardı. Bi gerildim. hiç alışık değilim kapıda karşılanmaya. bide Jun ve Shun karşılıyo borumu abi.
“ben imza için gelmiştim”dedim biraz ürkekçe. Jun gene aynı kinayeli havasıyla beni içeri buyur etti. İçeri girerken ortalığı pür dikkat incelemeye başladım bizim gaijini görmek adına. Ayakkabılarımı oda girişinde çıkarttım içeri girdim oda da sağımda durup pi pis sırıtan jun ve solumda durup kıkırdayan shun dışındaki tek kişi arkası dönük makyaj masasında bişiler karıştıran bi hatundu. bi anda fark ettimki 3. erkek değilmiş. bi kederlendim, şöyle taş bi abi bekliodum oysa. İçeri shun ve jun eşliğinde girdim arkası dönük hatun bize baktı.
Gözlerini şaşı yapmış, suratında salak bir ifadeyle, burnuyla üst dudağı arasında, bıyıkmış gibi tuttuğu hashiyle “juuuunn kimm gellmmiiişşş” die dönen bi miku.
Evet
Evet
Doğru gördüm
Sizde doğru duydunuz
Bildiğin Miku!!
Ağzım açık baka kaldım. Önce elimdeki kağıda sonra bi jun’a bi de shun a baktım. Miku beni görünce sırıttıp (tabiii hashiyi kenara bırakmıştı XD ) kollarını iki yana açtı bildiğin aydınlık bir ifadeyle;
“suff böreğim sen mi geldin?” dedi
kafamda bir iki damarın yer değiştirdiğini hissettim. Suratında çarpık ve hin bir ifade vardı. O anda çakozladım durumu. O katakana ad miku’nun adıydı. Ve bildiğin kasıtlı olarak kimse bana bişi söylememişti. İntikam alınmıştı. Sinirime hakim olmalıydım, zira eğer sinirlenirsem haksız olduğumu ve yenilgiyi kabul etmiş olucaktım. fakat tabi bunların hepsini yüzüm 4-5 rengi peş peşe değiştirmeden düşünsem daha iyi olacaktı. Zira miku’nun suratındaki hain ifade gittikkçe artıyodu. üstelik Jun dallamasıda ondan aşşağı kalır bi ifadeye sahip değildi.
Ben dumuru atlattıktan sonra miku nerdeyse tek nefeste diyebileceğim bi hızla, (bazen benim algı hızımdan daha hızlı konuşuyoda. Ben cümlenin başını anlarken o cümleyi bitirmiş oluyo. Bide hep derim, “ben tutkuyla konuşan insanları seviyorum” bütün arkadaş kitlem onlardan oluşuyo. Hatta sho da öyle ha eaheah ) olan biteni anlattı.
Özetle jun bu senaryo ilk eline geldiğinde gülerek arashi’nin odasına girmiş ve demişki;
“yeni bi senaryo geldi bayan başrol japon değil”demiş sonrada eklemiş “rol arkadaşım kesin Becky olcak” hepsi gülüşmüşler. (Becky japon idol camiasındaki yarı japon bayan arkadaşlardandır. ve bu tarz rollerde kullanılması çok uygun düşüyo bence. ki anlaşılan onlarca da eaheah). Neyse bunlar bunun geyiğini bi müddet yapmışlar. Senaryonun Jun’un eline geçtiği zaman, bizim şu Sapporo hikayesinin olduğu zamanmış. jun orda shun’a senaryoyu göstermiş. Shun beğenmiş ve orda da bu Becky geyiği dönmüş. Sonra shun demiş ki “ya sizin şu arkdaşta oyuncu değilmiydi? amerikada eğitim falan almış. ona sorsalar ya oynarmı acaba?” demiş. sonrada demişki “lan hatta biz keşfetmiş oluruz iyi olur hatta o oynarsa 2. adam olarakta ben oynarım” demiş.
Bu teklifle dizi ekibine gitmiş bunlar. tabi shun bende oynarım diyince castçılar bi mutlu olmuş. Bu durumda miku’yu çağırmak için herkes seferber olmuş. ki netekim aranmış, çağırılmış, çekimler başlamış ,miku’ya özel hocalar ve çevirmenler ayarlanmış. Bildiğin bir atraksion durumu olmuş. Tabii miku durumu öğrenince aklına intikam almak gelmiş. Jun ve Shun’a demişki “bunu Suf’a söylemeyin”. Sonuçta da benim dışımda tüm arashi dahil olmak üzere pek çok kişi miku’nun oynayacağını bilmekteymiş. hatta Netri ve Celli de dahil. Hatta ve hatta miku Scare ve Chillede söylemiş (ben ve netri'nin miku ve celli ile tanışmasını sağlayan siteden arkadaşlarımız olmaktalr kendileri) . Chill hala nasıl japonya’ya gelip Mikuyu öldürmedi sorusu kafamı kurcalamıyo değil (kendisinin uzak doğu asya ya zaafı var die biliriz Shun da bunların başlarında gelir) ama bu dumurdan sonra daha da bişi sorgulamam ben. ey kafanı kabullen durumu.
Bildiğin dumura uğradım. Neyse işim bitmişti 4ümüz beraber yemeğe çıktık gevezelik ettik ben bi ton şey sordum. Sonra bana söylememiş olmasına gıcık oldum. ama ona çaktırmamaya çalıştım. ama şimdi bunu yazarken fark ettim ki baya baya hak ettim dimi ben bunu…. -_-
nası kendimi affetircem ki ben ya uffff…
neyse kader.
0 yorum:
Yorum Gönder