8 Mart 2011 Salı

Günlük 13


19 kasım 2011 Cumartesi 21.15
Buraya yazdıklarım gün içinde elime geçen peçete, kağıt ve benzerlerine yazdıklarımın yorumlanarak aktarılaması olacak birazdan.  Konuşmaları elimden geldiği kadar bir yerler yazdıysamda muhtemelen eksikler var o nedenle biraz yorum katmış olmam mümkün… 

***
 Saat 12.30

Evimin yakınlarında bulunan küçük bir kafede oturuyorum.

günün ortasında.

Cumartesinin ortasında.

Ve karşımda Kazama var.

Aslında karşımda sayılmaz, çünkü yandönmüş oturmakta. Tam tamına 1 saattir burdayız fakat  selamlaşmak dışında tek kelime etmedik. Salakçasına sıcak bir kasım günü. Dışardan gelen güneş kafenin camlarından dev bir dama alanı gibi duran siyah beyaz taşları taciz ediyor. Dükkanın önünde hiç apartman yok öğleden sonra güneş dükkanı iyice terk edicek. İçim bunalmaya başladı.”

Ben yukardakileri kağda aktarırıken kazama;
“ne yazıyosun?”diye sordu

Kafamı kaldırıp 1 saattir ilgisiz durup bi türlü bitmeyen kahvesinin bardağını, tabağına geri koyan ve bir yandan da boynunu uzatmış yazdıklarımı görmeye çabalayan Kazama’ya bakıtım.
“sana ne?”

Kazama ileri uzanmış boynun üzerindeki koca kafasını kaldırıp boş boş suratıma baktı ve gene bir önceki pozisyonuna döndü. İçim bayılma noktasını aştı;
“ee daha nekadar böyle konuşmadan oturcaz burda? Koca günü heba ediyoruz sayende.”

“neden benim sayemde oluyomuş?”

“buraya gelmemiz benim suçum mu yani?”

“muhtemelen. çünkü benim hiçbir ilgim yok. Hem yanılmıyorsam benimle konuşmak isteyen sendin”

Bir an durakladım durmumuzun saçmalığı anlaşılırlık kazanmıştı;
“böyle bir fikre nerden kapıldın? Hmm dur tahmin edeyim Sho kayıtsızca gelip ‘suf geçen olanlar hakkında seninle konuşacakmış’ gibi bir laf mı etti”

Kazama durup bir an suratıma baktı kısabir sesizlikten sonra, yüzünde biriken sırıtmayı gizlemek istercesine kafasını çevirdi.bende sırıtarak kafamı önüme eydim ve;
“demek ikimizde Sho’nun tutsağıyız”dedim

“muhtemelen. Ve muhtemelen aramızdakini çözene kadar bizi rahat bırakmayacak”

“muhtemelen… Kazama-san aramızda ne var bizim?” bunu içtenlikle sormuştum

“çıkar çatışması”

Gülmeye başladım. Çok yerinde bir tespitti.merakla sormaya devam ettim bir yandan da kıkırdıyordum.
“ee peki nasıl çözücez bu problemi?”

“sen Sho dan ayrılınca hiçbir sorunumuz kalmayacak”

“bu konuda Sho’yla konuştunmu hiç?”

“hangi konuda?”

“bana hep ondan ayrılmamı öğütlüyosun ya onu diyorum. Neden bunu ona dayatmıyosun?”

“tabii ki öğütlüyorum.”

“ peki bu durum senin işini alanlarından birimi?”

“kısmen. Sonuçta onun menajeriyim”

“iş kapsamını tanımlayabilirmisin. Daha rahat anlayabilmem için”

“hmm biraz idalı bulabilirsin söyleyeceklerimi. Ama menajer beraber çalıştığı kşiyi her yönüyle gören kişidir. Onun imajı, sosyal hayatı, işleri, yapacakları, yapabilecekleri hepsi menajerden geçer. Bu açıdan bakınca bir nevi onun yöneticisiyim. Fakat o bir grubun üyesi bu nedenle beni ilgilendiren kısım onun Arashi dışında yaptıkları. O işin yetenek ve görününen kısmını oluşturuyor bir bakıma. Şöyleki, mesela bir dizi anlaşmasını düşün, anlaşma koşulları, senaryonun onun kariyerine etkisi, dizinin onun ve grubunun konumuna olan katkısı gibi durumları düşünmek benim işim. O ise bu doğrultuda bana güvenerek bu işi rahatlıkla yapabilir. Ben onun üzerinden bu tür sorumlulukları alıyorum oda böylece yapması gerekeni en iyi şekilde yapmaya odaklanabiliyor. Tabii o bir grup üyesi olduğu için bunları aynı zamanda grubun durumuna görede değerlendirmem ve grup menejariyle iletişimde olmam gerekiyor. 5 kişi olabilirler ama arkada tahmin edemeyeceğin kadar çok insan var”
(vs. vs. vs. bunun gibi belki bir sayfayı dolduracak kadar konuştu. durumunu gayet iyi anlattı. akıcıda konuşuyo. fakat benim hafızam anca bunları içerde tutu ^^)

“bu şekilde konuşmaya biraz daha  devam edersen amacına ulaşıcan sanırım”

“ne açıdan”

“sadece durum fazla huzursuz edici geldi de. Anlatabileceğim türden bi his değil. Ama sanırım onu görünce geçer bu duygu… neyse bizim esas problemimize gelelim istersen. Peki beni ve onu ayırmak işinin hangi bölümüne dahil.”

“imaj”

“…! Ne yani ben onun imajınımı bozuyorum ya da bozucam?”

“şu haline bi bak lütfen”

Üzerimde bir beyzbol tişörtü, altım da kot vardı. saçlarımı sıkıca toplamıştım. Ayağımda da artık iyice eskimiş duran converselerim vardı. Evet pek “şık” değildim ama malzeme bu, yersen. böyle giyinmeyi seviyorum ayrıca Kazamayla konuşcam diye de bundan fazlasını kattiyen giymezdim.

“yani ?”

“onun yanında böyle olman doğrumu sence?  iş ise evlere şenlik. FujiTV’nin grafik departmanındaki ayak işlerine bakıyosun. yabancı olduğun için daha az zorluk çekersin diye bütün evrak işlerini sana yüklüyolar. sesini bile çıkarmıyosun. üstelik japon bile değilsin”

“ehh! Nası ya bölümde herkes bu işleri yapmıyomu?”

“tabii ki yapmıyo bunu yapan insanlar var senin gibi.”

“ama ben çizimde yapıyorum!”

“hayır boyama,  düzeltme, kesme, yerleştirme gibi işler yapıyorsun. Onun dışındada oda oda gezip imza topluyorsun belgeleri okuyamıyosun bile.”

Bi an donup kaldım ilk kez durumun ayırdına varmıştım. İmza toplarken okadar eyleniyodum ki durumu fark etmemiştim bile bir anda hayretle fısıldadım;

“ohaa! Süper”

“süper mi?”

“tabii süper düşünsene adamlar resmen bana imza toplamam için maaş veriyo. Ve ben imza toplama işine bayılıyorum. Tamam gerçek işimi yapamamam biraz üzücü ama  onuda kendi isteğim doğrultusunda yapyorum ben zaten ki”

“nasıl yapıyosun?”

“evde,işte çizdiğim ne varsa düzenleyip bilgisayara aktarıp ordan satıyorum zaten.”

“hmm.. neyse konumuz bu değildi sanki”

“ah evet haklısın…” bi müddet sustum zira ne dediğini unutmuştum. sonra hatırlayınca devam ettim. fakat bu unutmuşluk halimi,  durumu değerlendiriyomuş havasında yapmaya özen gösterdim “yani sonuç olarak diyosun ki beyni yokmuş gibi davranan, yapay mahçupluk hallerindeki, çıt kırıldım japon ünlüsü olsam sorunumuz olmicaktı. Yanılıyomuyum?”

“böyle söyleyince kulağa hoş gelmiyor ama evet durum bu”

“o zaman sana eski bi reklam sloganıyla cevap vermek istiyorum bebeğmi” diyip gayet vakur bi edayla buna doğru eğildim; “‘imaj hiçbişeydir susuzluk herşey’”

“bence yanılıyosun”

“sana öyle geldiği konusunda hiçbir şüphem yok. Ama durum bu. hem ben hala gereksiz bir büyütme durumunda olduğunu düşünüyorum. Sonuçta onun hayatına giren ilk dişi olmadığıma adım kadar eminim. Hatta belki adımdan daha çok eminim.”

“tabii ki. fakat onların hiç biri öne çıkma ihtiyacında değillerdi bilmem anlatabildim mi?”

Oturduğumuzdan beri içtiğim ikinci koladan bi fırt alırken öyle kalıp suratına baktım. Bi anda “sevgili” modumu tümüyle unutum içimdeki dedikodu aşkıyla öne eğildim. Tahminimce dedikodu kaynaağı bulmuş her meraklı karakter gibi benimde gözlerim ışık saçıyodu. oldukça keyifli ve meraklı bir gülümsemeyle;

“ mesela kim?”

“ne o hesapmı sorucan?”

“yok daha çok merak tı ama neyse sana sormak hataydı zaten”

Bi müddet daha susutuk. Sonunda ben sıkıntıdan patlamamak için biraz yalvarır bi sesle;
“kazama-san acaba biraz yürüsek nasıl olur? zira burda oturmaktan çok sıkıldım”dedim hesabı ödeyip ordan ayrıldık. Cadde boyunca yürümeye başladık. Oturduğum mahalle oldukça sesiz bir bölgededir. Biz sokakta yürüyüp konuşurken etrafta nerdeyse hayat bile yok gibi duruyordu. Bi an yavaşladım ve;

“bak tamam haklısın söylediklerine katılıyorum zaten ilk söylediğinde sana hakverdiğim için ondan
kaçarcasına ayrıldım. Ama bunu ikinci kez yapamam sonuçta anladım ki onunda böyle bir düşüncesi yok. eğer olsaydı zaten onu ikna ederdin. bana bulaşmazdın bile. Kazama-san lütfen bize biraz zaman ver. herşey normal ve yolunda giderken belki de birbirimizden uzaklaşıcaz, belki birbirimize hiç uymuyoruz. ama saklanmak gibi eylemlere girdiğimizde bu sadece bizi daha da yakınlaştırıyo. Yani yaptığın herşey istediğinin tam zıttı yöne hareket ediyo.”

“öncelikle siz nezaman ayrıldınız?”

“aa? bilmiyomusun? Benimle ilk konuştuğunda hani beni sho ile koridorda konuşurken yakalmıştın. sonrada uzun bir nutukla beni içinde bulunduğum duruma uyandırmıştın. Kendince tabii. Ondan sonra onunla beraber New York’a gittim orda da ondan ayrıldım. Sonra gelip evimi değiştirdim. Telefonumu değiştirdim.fakat her ne kadar Japon değilsemde burda işler nasıl yürüyo üç aşşa beş yukarı bildiğim için işimi değiştirmeye korktum. Sonrasında kaçınılmaz son olarak karşılaştık ve ben ‘salakmısın sen’ adlı Arashi müdahalesi aldım”

“ooo yani artık hepsiyle tanışıyosun.”

“evet”

“ben sizin ilişkinizle ilgilenmiyorum. ben yatırımımı koruyorum. Neyse lafı dolandırmıyorum madem açık konuşucaz. peki ikinci sorum da şu; bu ilişki nereye kadar gider sence, yani bu ilişkiyle ilgili planların neler.”

Derin bir nefes verdim;
“ bilmiyorum. Bi planım yok aslında. Aslında o yanımda değilken fark ettim ki o benim erkek arkadaşım değil o benim sahip olduğum tek japon arkadaşım… japonyadaki tek arkadaşım demek isterdim ama artık iki kişiler bide celli geldi çünkü. Ama uzun zaman ondan başka kimsem yoktu ona çok alıştım.”
“Mesela durumu şöyle açıklayabilirim sanırım.; senin beraber çalıştığın Sakurai-san la benim erkek arkadaşım olan Sho birbirinden  farklı insanlar. Birbirlerine çok benziyolar tek farkları Sakurai-san ne yapsa birileri için önemli. Ama Sho sıradan bi adam, biraz sakar, sıklıkla tükürükler saçarak konuşan, karşısındakini yoracak kadar zorlayan bi tip.”     
“Evet onu ekranda gördüğümde kim olduğunu tabii ki biliyorum. Biliyorum ki Sho onun içinde. Fakat genede ben saçları jölelenmemiş, pijamalı şapşalı, süslenmiş ve cilalanmış adama tercih ediyorum. Ve sen inatla onu benden almak istiyosun. Paylaşamazmıyız. Tatilleri ve akşamları benim olsa, geri kalanında zaten hep senin. Bu senelerce evden adım atmamam demek olsa bile Söz veriyorum kimse varlığımı bile bilmicek.”

Bişi söylemedi, sustu. bende sustum.

Uzun uzun yürüdük derin bir nefes aldı;
“durum öyle bi noktaya geldi ki pisleşsem bile ayıramıyacağım dimi sizi. Hatta var olanları göstersem bile inanmayacaksınız artık. Ya da en azından sen hiç inanmıyacaksın. Bu durumda işim daha da zorlaşacak. O zaman bu durumda yapabileceğim daha iyi bir hareket  kalmadı. Bu raddeden sonra benim verdiğim direktiflere uymanı istiyorum. Eğer ilişkiniz kimseye zarar vermeden devam etsin istiyorsan bana güvenmelisin anlaştıkmı?”

Tek kaşımı kaldırıp şüpheyle buna baktım:
“elimden geleni yaparım ama sana tamamiyle güvenmem zaman alacak. Hayranlık uyandırıcak türde bir entrika çevirme kapasiten var. Hiç senarist olmayı düşünmedin mi?”

“benden çok daha entrikacı insanlar var. Umarım onlar sizi keşfetmez çünkü bu işimizi çok fazla zorlaştırır.”
***

Bir müddet daha yürüdük sonrada sho’nun bizi beklediği restorana gittik. Kazama ve sho sıklıkla iş konuştular bende o sırada aklımda kalanları kağıtlara aktarmakla boğuşuyordum. 2 saat kadar önce (yazmaya başlayalı 1 saatten fazla olmuş saat 22.30 şu anda) eve geldik. Bundan sonra ne oluca çok merak etmekteyim…

0 yorum: