1 Mart 2011 Salı

Günlük 12

15 kasım 2011 Salı 23.35


Bu öğlen yemekten dönerken koridorda Kazama’yla karşılaştım (menajerin adını hatırladım bu arada) biz rahat bırakmasından dolayı gözüme daha sevimli gelmeye başlamıştı selam vermek için sırıtarak ona döndüğümde dehşetle bana baktığını gördüm. Suratında ki ifadeye dehşet demek yanlış aslında daha çok huzursuz bir tiksintiydi. Anlamlandıramadım bi an. sonra bir terslik olduğunu düşündüm. Kazama’nın o gün Fuji binasında olmasını gerektiricek hiçbir şey yoktu. Bi an yanında ezik büzük duran tipe gözüm takıldı kendimi tutamadım

“AH!” diyi verdim yanında o geçen geceki fotoraf makineli tipleme vardı. Adam bakışlarını benden kaçırıyodu. “siz tanışıyomusunuz?” diye sordum Kazama’ya doğru.Kazama donuk donuk suratıma baktı.

“neyin sorgusu bu?”

“sorgu mu? Sadece tanışıp…. Bi..bidakka… kazama bunu yapmadın dimi?”

“beni neyle itham ettiğini anladığımı söyleyemiyeceğim”

“çamura yatma yanındaki zırtapoz açık veriyo yeteri kadar”

“burada bana sesini yükseltmeyeceksin umarım”

“istediğin özel bi yer varsa orda yükselte bilirim”

“kim kimi rezil eder sence”

“sen ne gıcık ne pis bi mahlukatsın ya!”

“bana bunları sen mi söylüyosun? İnanılmaz! haklı olduğuna nasılda eminsin! siz amerikalılar hep aynısınız. Herşeyin en iyisiniz siz biliyosunuz dimi başkalarının yaptığı herşey yanlış!!!”

Bi an donup kaldım. algılayamadım bi an
“amerikalı derken?! Seni adi yalancı bide beni araştırdığını söylemişsin ona. geri zekalı!!! Ben Türküm! Sen işlerin yolunda gitsin diye ona buna yalan atarken bişi olmuyoda, ben kendi hayatımı senin uzun burnundan korumaya çalışınca mı problem oluyo? Bırak ya!!”


“ nereli olduğun ya da kim olduğn umrum da değil. amacını anlamak için bunların hiç birine ihityacım yok!”

“neymiş o amacım bi söylesene bende öğreneyim”

Gözlerini kısıp iyice yaklaştı bana
“onun üzerinden pirim yapmana izin vermiycem”

Bi an arkama doğru baktım
“sen benimle konuştuğundan eminmisin?!?! Ben Sho üzerinden ne tür bi pirim yapabilirim allahın delisi.. benim işimle onun işi birmi? Ha dersinki ünlü olma çabasındasın. afedersin ama müsadenle sana götümle gülücem. El kamerası gördüğümde bile asabım bozuluyo lan benim.”

“sen değilsen bi başkası. daha şimdiden arkadaşların ortalıkta cirit atıyo”

“ne saçmalıyosun sen ya arkadaşlarımın beni ziyaret etmesi seni niye ilgilendiriyo. Ha eğer hala o rezarvasyon olayındaysan hiç korkma biz kendi sorunlarımızı halledebiliyoruz.”

“salağa yatmaya devam et sen. ama ben seni tanıyorum bunu için araştırma yapmaya gerek bile yok ve yakında oda senin gerçek yüzünü görecek.”

“hasta etme beni adam ne gerçek yüzü ya”

“nerden bakarsan bak sonuçta çıkarcı bi fandan başka bişi değilsin! amacın sadece onlardan birini kafalamaktı dimi”

Konunun daldan dala atlamasına ayar olsamda susasım hiç yoktu
“ne diosun gene ya neden böyle bişi düşüneyim ki”

“ne yani içlerinden bi başkası gelse kabul etmiyecekmiydin?”

“afedersin ama o şekilde sen bile gelsen kabul ederdim?”

Kazama’yı tartışma başından beri ilk kez affallatmıştım. bi an üstelemem gerek diye düşündüm
“ sonuçta benden hoşlandığını ve benimle vakit geçirmek istediğini söyleyen birini geri çeviremezdim”

Bu arada kazamaya baktıkça tipi Yashima Norito’yu ndırmaya başlamıştı. bi ara acaba ikizi falan mı die düşünmedim değil. Sırf benzerlik yüzünden herife tam randımanlı bağıramıyodum.  Yashima-san’ı çok severim de

bir an yutkundum ;
“sonuçta ben onu tavlamaya çalışmadım. Ki bu nasıl yapılır en ufak bir fikrim bile yok. Beni seçen oydu. Ben böyle bişeye cesaret bile edemem. Ama sen o küçük dünyanda benim muhteşem planları olan bi cadı olduğumu düşünmeye devam et. Ne yaparsan yap artık bana işemez haberin olsun eğer cesaretin varsa büyük oyna.”

“ne istediğini bildiğinden emin misin”

“ne yapabilirsin ki işten atılmamı mı sağlarsın. Bana tuzak mı kurcan mesela bunun gibi bi ucbeyle mi beni basıcan. Nedir yani yapabileceğin.”
“hangimiz onun daha iyi tanıyo acaba. Onu neyin deliye döndüreceğini en iyi hangimiz biliyo ve en güvenebileceği hangimiz.”

“ay çıldırıcam! sakat ruhlu, entirika sever mahklukat! Zaten kibrit kutusu kadar boyun var, bi vurcam uçucan karşı duvara. Abi neden entirika çevirmek istiyosun bu kadar. Dizilerde rol istedinde vermedilermi. Yoksa çok mu kore-brezilya dizisi izliyosun. Hem zaten senin bu gün burda ne işin var onuda anlamadım. ne yaptın? patronumlamı konuştun? ne dedin ona? bu illustratörlük yolunda yanllış işler yapıyo işten atın mı dedin? ya da güçlü bağlantılarınla tuzaklar falan mı kurdun, olmayan foyamı ortaya sermek için? Bu sinir bozucu halini açıklaytacak bişi bulsam rahatlıycam aslında. ah diycem hakkaten bak yaptım bunu. ama yok öyle bişi. Ya da acaba… tabii ya sen sho’ya aşıksın!!”

İkinci kez affallatmıştım onu. kendimden oldukça memnun diklendim. Kazama’nın suratı allak bullak olmuştu. içimden ‘oha hakkaten buldum mu yoksa adamın derdini’ diye düşünürken bi anda hala FujiTV’nin giriş kapısında olduğumuzu fark ettim. Uzun süredir bağırıştığımız için etrafımızda hatrı sayılır bir kalabalık toplanmıştı. Şimdi benim rengimde uçmuş olmalıydı. Kazama kalabalıktan çok tek bir yere odaklanmışı bi an durup onun baktığı yöne baktım. Dehşet içindeki Sho bize bakıyordu. muhtemelen o anda Kazama’ya ilk kez kendimi bu denli yakın hissettim. rengim kaçtı hepten parmaklarım buz kesmişti ama avuçlarım terliyordu. Sho emin adımlarla ve çatık kaşlarla yanımıza yaklaştı.

“Kazama fotoğrafçıyı  benim için buldun demek. Kamerasının masrafını ödediysen neden gelmedin ki hemen. Neyse. keşke bu kadar oyalanmasaydın. Eve geç kalmak istemiyorum çünkü.”

“ö.. özür dilerim” dedi kazama ciddiyetini bir an bile bozmadan. Sho kafasını bana bile çevirmeden yan gözle beni süzerek  “senin işin yokmuydu” dedi

“ha! Haaaa! Hai!” dedim ama yerimden bir santim bile kıpırdayamadım. Bana oldukça gayri resmi bi dille konuşmuştu. herkes bize bakarken binanın ortalık yerinde. (“sen sho ya aşıksın” diye kazamaya bağırdıktan sonra artık daha da ne resmiyeti olucaksa durumun..) Ama genede tepki veremedim  daha kesin bir hamle yapsın diye bekliyodum. Bana sakin bir bakış attı. yüzümü sıkıntıyla bururşturup sesizce “özürdilerim” dedim. Sho sırıtıp kazamaya döndü.

“Kazama- san eğer işin bittiyse gidebilrimiyiz artık? Lütfen?”

Kazama bana ilk kez insanca bi bakış attı. ikimizde baya sıçmıştık. hatta herşeyi mahvetme mi beklerken buna kendisi de ortak olmuştu. Salak ve acılı bi şekilde sırttım buna. Sonra bi anda tüylerim diken diken oldu. Sho yanağımdan öptü ve;

“geç kalma” dedi. herkesin ortasında. Dehşetle kazamaya baktım. Sho sadece bizim duyabileceğimiz kısık bir sesle; “eğer filimde bi silah görünürse mutlaka kullanılır. İkizde bunu bilicek yaştasınız. Onlara gerçeği vermek dedikodu yapmalarından daha iyi”

O an çok korktum bu salağın ajansından gelebilecek herşey çok ürkütücüydü Sho’nun bu işi yapmaz halini düşünemedim bile

“ bayım bu yaptığınız çok ahlaksızcaydı” dedim sho’ya doğru. Kazamayla birlikte merakla bana odaklandılar. “evet sinirlendiğim için menajerinize hakaret etmiş olabilirim ama bu beni küçük düşürmenizi gerektirmez. bu onunla benim aramda ki bir sorun. ikimizin geçmişi sizi ilgilendirmmez. Yaptığınız çok küstahçaydı.” Dedim ve sinirli adımlarla ordan uzaklaştım. Gerçekten sinirlenmiştim bana ya da kazamaya sormadan böyle bir saçmalık yapması akıl alır gibi değildi. şekil 1-a gayette kurtarılabilir bi durumdaydık. İnanadırıcı olmasada kurtarılabilinir bi durumdu.


Eve geldiğimde daha iyice içeri girmeden bana bakan Sho’yla göz göze geldim

“neden?” diye sordu…

Çantamı yere bıraktım montumu da onun üstüne. ayakkabılarımı atarcasına çıkarıp içeri girdim ve ona sarıldım. kulaklığımdaki şarkıyı buna dinlettim bi yandanda tercüme ettim.


0 yorum: