13 kasım 2011 pazar 13.45
El ele tutuşup yürümek ne kadar zor olabilirki !?!?
Cumartesi gecesi menajer arkadaşımızın (adı neydi lan bunun neyse) artık bik biklenmemesinin verdiği rahatlıkla gece dışarı çıkmaya karar verdik. Fakat bu karar hiç kolay değildi.
sabah 9 gibi kalktık. Sho’nun kendine ayırdığı bu cumartesine uygun olarak özenle hazırladığımız “japon kahvaltısı”nı yiyiorduk. Yani o miso çorbası, gohan(bildiğin pirinç lapası) ve balıktan oluşan sabah iğrençliğini yiyodu. Yosunlu çorba ve balık hay sabah sabah hemde. üstelik ne zaman mutfağa girse küçük çaplı facialar yarattığı için ona yardımda etmem gerekiodu ıyh. Neyse bende gohan üstü yumurtayla kendimce kahvaltı yapıyodum. Birden hashi ler ağzında, yanaklar dolu dolu, dudaklar sekiz kilometre önde, düşünceli bir ifadeyle bana bakmaya başladı. Başta dedim her halde gene iş güç derdine düştü. Fakat bakış uzadıkça huzursuzlanmaya başladım.
“hayırdır?”
“bu gün bi planın var mı?”
“benim? Yooo! yok hayır.”
“celli ile çıkmıyomusun yani?”
“mümkün değil zira istanbula gitti 2 hafta falan yok”
“hmm.. ozaman bu akşam dışarı çıkalım mı? İkimiz beraber?”
Şimdi ee nevar bunda diyebilirsiniz. Şu var efendim daha önce bu günlük içerisinde yanımızda kimse olmadan dışarı çıktığımızla ilgili bi cümle geçtimi? Belki en çok, beni bi kaç kez işe bıraktığını yazmışımdır. Ama onun dışında bu tarihimizde bir ilk olacaktı yanımızda kimse olmadan geceleyin dışarı çıkmak. Ağzım açık öyle bakakaldım suratına.
“o.. o nasıl olcak ki?”
“he? Anlamadım ne sormaya çalıştın”
“nasıl çıkıcaz onu soruyorum”
“normal insanlar gibi. Giyinip falan”
Yarı açık gözlerle “haddi be” ifademi koruyarak suratına baktım. Sırıttı. Derin bi nefes verdim
“senin için sorun yoksa benim için zaten yok” dedim
Akşam hazırlanıp evden çıktık arabayla ginzaya gittik daha önce pek çok kez (çoğunlukla dolaşan delileri izleyip kıkırdama maksatlı)arşınladığım bi sokaktır. fakat bu sefer resmen olaya dahildim. Dalga geçmek bile zor, sonuçta baya baya oraya ait davranan bi adam taşıyosun yanında.
Bi lokantaya girdik bildiğin şık bi yer. Hani türkiyede lokantada ödiyeceğin hesabı sunum biçimine bakarak ayırabilirsin ya. Japonyada pek mümkün değil o. sokaktan aldığım takoyaki ye bile özen gösterio adamlar. Ya da ne bileyim gene türkiyede bilirsinki fiyat arttıkça porsiyon küçülür. Ama japonya için bu da geçersiz zira adamlar zaten küçücük kaplarda yiyolar ondan daha az bişi getirmeleri bildiğin ibnelik olur. Zaten burasıda şık bir Fransız lokantasıydı ortalık gaijin kaynıyodu resmen.
Ortama uygun davranma sorunu yaşamadım. ama o tür ortamlar oldum olası huzursuz eder beni . ne yani böyel efendi efendi kasıntı kasıntı yemek yiyince elitmi oluyoruz. Ya da tabağımızda yemediğimiz tonlarca ıvırzıvır olunca aşçı dahi mi sayılıo. hanım efendi tiribimi bir an olsun bozmadan.
“neden buraya geldik ki?”
“beğenmedin mi?”
“ eğer bu tür saçmalıkları sevseydim fransada yaşamayı seçerdim japonyada değil”
“nası yani?
“fransız yemeği yiyoruz ve şu anda japonyadayız onu diyorum”
“fransız yemeği için fransayamı gidelim yani”
“ tabii şimdi senin açından bakınca durum biraz daha anlaşılır oldu aslında. ama bak bu kibar tavrı takınma zorunluluğu beni çok geriyo. Kısık sesle konuşup ortamdaki yapay insanları seyretmek sıkıcı değilmi.”
“ozaman etrafla meşgul olma sadece bana odaklan ve yemeğin tadını çıkar”
Tek kaşımı kaldırpı suratına baktım, yanağının kenarında biriken sırıtışla yemeğinden büyükçe bir lokma aldı. Bende ona eşlik ettim. Çok konuşmadan ama ara ara kıkırdaşarak yedik yemeği.
Yemekten sonra bişeyler içimek için adını okuyamadığım biyere girdik onca kolay okunur tabela (dünya markalarının adlarını olduğu gibi kullanmışlar katakana yazcaz diye kasmamış çoğu dükkan) arasında burayı seçmesi üzücüydü. Gene şık bir mekandı. Fakat öncekine kıyasla oldukça rahatlatıcı loş bir atmosferi ve bunu destekleyen sarı ışıkları vardı. bir çeşit Pub tı.
neyse bişiler içip dışarı çıktık zaten esas olay da orda oldu arabaya doğru giderken bu elimi tutu. (dikkatinizi çekerim birimiz 27 diğerimiz 29 yaşında hatta nerdeyse 30 olcak) bi an irkildim hiç beklemediğim bi yürüme pozisyonuna geçmiştik. Şikayet edilcek bi yanı yoktu aslında. fakat genede tedirgin oldum. Adımlarımı yavaşlattım. Geride kaldığımı fark eden Sho arkaya dönüp bana baktı. Bende sırıtıp bi elimize bide buna baktım.
“nerden geliyo bu cesaret ona takıldım bi an?”
“saklanmaktan sıkıldım! ordan geliyo”
“umh! E iyi ozaman fakat elimi biraz daha sıkarsan kagren olcam”
“AH! Pardon”
“önemli değil.”
Suratıma bakıp onay bekleyen bi ifadeyle “umh”ladı. bende benzer bir ifadeyle “umh”ladım. Bi müddet “umh”laştık sokağın ortalık yerinde karşılıklı duruyoduk ve hiç bi anlamı olmayan “umh”lamalarımıza gittikçe garipleşen surat ifadelirimiz eşlik etmeye başlamıştı.
sonra sho yavaş ama çevik bir hamleyle yanıma geldi. kafasını bana doğru çevirdi, dudaklar hala önde son bi kez “umh”ladı ve sırıttı. Karşılık olarak bende oldukça yapay bi sestonuyla sakince ve salak ötesi bi ifadeyle sırıtarak “Kıya!” dedim. Ve koptuk. Delicesine.
Tam gülerken kafamı yandaki mazalara doğru çevirdiğimde mağazalarını yeni kapatmış 4 kişilik bir kız grubunun sesizce sırtarak bize baktığını gördüm. O noktada yapılacak tek şeyin “koy detone rahvan gitsin” modeli olduğunu düşünerek bunlara doğru sırıtarak “merhaba” dedim. Sonra sho ya baktım ikimizde hala gülmenin yarttığı apatl sırıtma efektiyle şaşkınca birbirimize baktık.
Kızlardan biri ileri doğru bir adım atıp
“iyimisiniz?”diye sordu
Bende hala o kayıtsız halimle ve tüm içtenliğimle
“saolun iyiz siz nasılsınız?” dedim.
Kızda bi okadar içten görünüyodu fakat biraz afallamıştı
“i.. iyiyiz”
Sho gülmesini toparlamış hatta bi hayli ciddileşmiş bi halde bana yanaştı.
“bi problem yok dimi bayanlar”
“ah! ha.. hayır”
“pekala iyi geceler sizlere” dedi ve tam yola koyulmak üzereyken kızlardan biri biraz aceleci bi sesle
“a! Ano! Biz beraber birşeyler içecektik sizde bize katılmayacakmıydınız” dedi.
Bunu dedikten hemen sonra da sokağın sonuna doğru ürkek bi bakış attı.bir adam orda durmuş bizim bulunduğumuz yere bakıyordu. kızların hepsi oldukça tedirgin duruyordu. Bi an sho’nun elimi bıraktığını fark ettim. Kafayı kaldırıp kızlara doğru sırrıttım. Neyseki Tina ile arkadaşlığımın getirdiği eşsiz bir yeteneğim vardı.
“ah tabii ki katılıcaz saatlardir sizin işiniz bitsin diye bekliyoruz buralarda. Bizlerle dışarı çıksın diye okadar uğraştıktan sonra nerdeyse eve dönüyodu düşünebiliyomusunuz elini tutmam gerekti” dedim ve deminki ifadeyi tekrar edip “kıya” ekledim sonuna. Kızlar bana bakıp umutla sırıttmaya başladı ben aceleyle sho’nun koluna gridim sho şaşkınca bana bakıyordu tam anlamamıştı ne olup bittiğini.ben önde duran kıza dönüp;
“sende diğer koluna gir ki kaçmasın bir yere” dedim
Kız dehşetle açılmış gözlerini bana dikti. sırttım sözümü dinledi. beraberce yürümeye başladık sho hala salak salak suratıma bakıyodu. biraz sonra kızların huzursuzca baktığı adamın yanından geçtik adam bi anda
“ah! Sakurai-san gerçekten sizmişsiniz bende gözlerim beni yanıltıyor diye düşünmüştüm!”
Sho bi anda irkildi adama doğru kafasını çevirip baktı. “tanışıyomuyuz.” Tam o sırada adam bir fotoğraf makinesi çıkardı. Bizi durduran kız enteresan bir ses çıkardı ve adama doğru resmen atıldı.
“uaaa süper. Canon’un son modeli dimi bu. durun bi bakayım!” diyip adamın boynundan makineyi aldı diğer kızlarda yanına geçtiler. Bildiğin japon genç kız bağırışlarıyla makineye bakmaya başladılar. adam bi anda panikle makneyi almaya kalkıştı. o sırada makineyi elinde tutan yere bıraktı, bir başkasıda “yanlışlıka” tekmeleyip yola doğru gönderdi. Karşı kaldırıma çarpan makine dağılı verdi. Bu sefer japonsal özürdileme gümbürtüsü koptu. Adam makinesine doğru feryat edip koşturdu. sho o sırada kolumdan yavaşça sıyrılıp cebinden kartvizitini çıkardı. adam elinde dağılan kamerasıyla yanımıza gelince;
“özür dileriz. Makinenizin zararını karşılamama izin verin lütfen” diyip adam kartvizitini uzattı. “bana ulaşın lütfen” Sonrada bizlere dönüp;
“hadi bayanlar biraz daha oyalanırsak hiç bir şey içemiyeceğiz bu gece”dedi. adamı arkamızda bırakıp bişiler içimek için hoş küçük bir kafeye girdik.
Durum özetle; kızlar, biz orda ayak üstü saçmalaşırken bizi görmüşler. Sonrada o fotoğraf makineli zırtapozu görmüşler ve “iki arkadaşın” gözleri önünde “yanlış anlaşılmasını” görmek istememişler. Bu nedenle bizi durdurmak istemişler. Hatta sho lavaboya gittiğinde bir dizi öğüt dinledim. Ne olursa olsun sho da bir erkek olduğu için benden hoşlanıyo olması mümkünmüş. bu nedenle onun gibi bi adamı kaçırmamalıymışım. bende onayladım onları. Ama o kadar da içtendiler ki bozasım gelmedi doğrusu. Hem sonuçta basbaya bizi kurtarmış bi ekibi bozmak ayıp olur.
2 saat kadar sonra eve geldiğimizde (kızlarıda evlerine bıraktık üstelik) olabildiğimiz en hızlı şekilde uyku pozisyonuna geçtik. yatakta mal mal tavana bakarken gece hakkında konuşmaya başladık. Kızların öğüdüne baya baya güldük. Sonra sho’nun elini tutum “bi müdet daha bunu sadece evde yapalım olurmu?” dedim. Oda bana dönüp “umh”layarak karşılık verdi. Bende “kıya” ladım. Baya bi güldük bu sefer tüm gecenin dönüştüğü saçmalığada gülüyorduk.
0 yorum:
Yorum Gönder