19 Eylül 2011 pazartesi 22.42
Geçen hafta kızlar ilk şoku atlattıktan (tabii muhtelif zamanlarda sık sık intikam almaya yönelik; laf sokmadır, terslemedir, bağırmadır gibi kısımlara geçtik ardından ama o kısımı atlıyorum ben) sonra sho ve jun’un bizim için yaptığı gezi planını uygulamaya başladık.
Kızlar ayrıntılı romaji ve ingilizce olarak hazırlanmış haritalarıyla gündüz bütün Tokyoda gezilebilinicek ilgi çekebilecek neresi varsa gidiyorlardı. üstelik emirlerine amade bir şöförle birlikte. Akşamları ben işten çıktıktan sonra ver elini Ginza, ver elini Shibuya takılıyorduk. hatta Çarşamba gecesi Arashi’de bize katıldı. topluca yakiniku yemeye gittik, hayvan gibi de içtik.
Hafif sarhoş olan Miku Jun’a saçları ve kadınsı hareketleriyle ilgili Japonca’nın gözünü çıkaran bir konuşmayla fırça attı. Görülmeye değer bi mazaraydı doğrusu. Jun'un burnunun dibine girmiş konuşuyodu fakat Jun’un bakışlar hoşuma gitti. tabii bunu Mikuya çaktırmıyoruz panik yapmasını istemiyorum.
Netri'yse sabah Akihabara’dan aldığı bütün oyunları, mangaları ve DVDleri bana gösterirken (ki bildiğin mekanı kalkındırmış hatun. dünya kadar ıvırtı toplamış. Nino olaya balıklama daldı. Uzun uzun konuştular. Hatta bi ara bildiğin ortamdan soyutlandılar, dedim nooluyo. Herkes alkolün etkisiyle kaynaştığı bir noktada, köşeden anneleri gibi bunları izlediğimi fark ettim. Acaip eylenceliydi. Kızları yolu üzerinde olduğu için otellerine Nino bıraktı. Bu arada otel odaları benim evden büyük şerefsizim.
Sabah uyandığımda sho bi yandan kahvaltı niyetine marketten alınma onigiri tıkınırken bir yandan da bavulunu hazırlıyodu. Uykulu ve çatal çatal sesimle “Mr. Zero bu sefer nereye gidiyor acaba?”diye sordum. Kafayı çevirip öldürücü ‘idol’ sırıtmalarından biriyle bana baktı. Gözüm bi an karardı doğrusu ama neyyyse. Kocaman gülümsemesini bozmadan yatağa oturdu. “Sapporo. Fakat Mr Zero olarak gitmiyorum. Konser için gidiyorum.”
“eneemm negzell soğukturda oralar mis gibiiinn. Kış bile gelmiştir hatta.”
“mümkün, o nedenle çanta büyük zaten. kazak falan aldım”
“Ne zaman gidiosun ki?”
“yarın sabah. Cuma prova için Cumartesi ve Pazar konser.”
Bi anda kafamda bi ışık çaktı. Beni bile hayrete düşüren var olduğunu bilmediğim dişi bi sesle
“Sho-cchi acaba diyorum ki, biliyorum zor ama. yani sadece sormak için soruyorum… acabaaa konser için iki tane bilet bulma şansın nediiiir?”
Sho bir müddet durdu. sonra merakla sordu
“neden iki tane?”
Nedense suçüstü yakalanmışım gibi bi hisle yatakta oturdum
“kızlar için. hani eğer konsere girerlerse beni affetmeleri daha kolay olur gibi geldide. Biliorum çok adice ,resmen rüşvet teklif ediomuşum gibi...”
Kaşlarını çatıp bavuluna geri döndü. Resmen kendimden utandım, nası kötü çıkarcı ve puşt hissettim anlatamam. Bi anda durdu. Çatık kaşlı ifadesini bir an bile bozmaksızın, sert bir tonlamayla;
“sen bizim konserimize hiç gelmedin dimi?
“ha…hayır gitmedim.”
Neden sorduğunu delicesine merak etmeme rağmen soracak zerre cesaretim yoktu. ayrıca işe gitmek için hazırlanmalıydım. konuşma o noktada kaldı. Tabii bütün gün içim içimi kemirip durdu. Çok anlamsız bi istekti aslında. sonuçta bu biletleri bulmak gerçekten zor bi iş... onlar için bile. Ve ben son anda soruyorum. Sıkıntı.
Akşam Sho eve çok geç geldi. Ben uyumuştum, sadece evde çıkardığı ve kendimi huzurlu hissetmemi sağlayan seslerinden anladım. Sabah uyandığımda gitmişti. Hiçbişi demeden gitmesi beni ilk kez huzursuz etmişti. Kalktım sıkıntıyla dolaptan meyve suyunu ve peyniri (ki kendisini oldukça zor bulduğum bir kalıptır o edenle koklaya koklaya yiyorum) çıkartıp tezgahın üzerine koydum. Tezgahın üzerinde özenle yerleştirilmiş bi kaç kağıt vardı. ‘hangi faturayı ödemedik acaba’ diye kağıtların yanına gittiğimde cam küllüğün altına özenle sıkıştırılmış 6 bilet gördüm. 3 uçak bileti, 3 te konser bileti. Üzerlerindede bir kağıtta
“Hava alanında sizi Shun karşılayack ve otelinize götürecek konserede onunla geleceksiniz. Uçaktan inince beni aramayı sakın unutma!!!! “
Bu arada rahat anlama için sadece hiragana kullanaılarak yazılmıştı kağıt. Beyimiz okunuşları öğrenmem için asla romaji ya da ingilizce not bırakmıyo. illa hiragana. arada bildiğimden emin olduğu kanjileri de yazıo. ah bide isim kanjilerini yazıp okunuşlarını hiragana olarak üstlerine yazıo. o derece ruh hastası yani.
Neyse ben bunları görünce delicesine sevindim ve hemen hazırlanıp evden çıktım. Kızlarada öğle yemeğinde benimle olmaları için aradım. Yemekte durumu anlattım ve sabahtan beri kendi başıma sevinmemek için tutuğum bütün sevinci ortaya bıraktım. Beraber resmen çocuk gibi sevindik.
Ertesi gün sabahın körü olmasına rağmen pür neşe hava alanına gittik. uçağımıza bindik, sonrada indik 45 dakka sürmemiştir herhalde yolculuk. neyse indiğimizde bizi Sapparo’nun ‘sonbahar mı? biz onu ağustosta yaşadık bitti. hem kış negüzel!’ konseptli keskin havası karşıladı. Oysa Tokyodan çokta yukarda sayılmaz ayıp yani. Neyse ben hemen Sho’yu aradım. aslında eğer bizi karşılayacak kişiyi tanıyo olsam kesin unuturdum. Uzun çaldırmadan sonra sho telefonu soluk soluğa açtı.
“indiniz mi?”
“evet ah rahatsız ettim dimi?”
“yo etmedin. neyse Shun’la buluşabildiniz mi?”
“aslında bende onu sorucaktım... kim ki bu Shun?”
“bizim Shun işte”
“bizim Shun kim be? arkadaşın mı? Tanıştım mı ben hiç? Nasıl tanıycam ki?”
“ah!” bi müddet gülmekten konuşamadı “Oguri Shun”
“buyur”
“Oguri Shun”
“bildiğimiz Oguri Shun”
“evet aynen o. neyse kapatmalıyım şimdi”
Ve kapatıp beni mal mal telefona bakar halde bıraktı. Durumu kızlara nasıl anlatıcam adamı görünce ruh sağlığıma nasıl hakim olucam gibi sorular eşliğinde az önce arkamda bıraktığım kızlara doğru döndüm. İkisi iyice birbirlerine sokulmuş ve hayalet görmüş gibi bir ifadeyle karşılarında kocaman sırıtan ve sırıtması kadar kocaman bir kartonda “suflör” yazan (nedense gerçek adımda yazmıyo kartonda) bir Oguri Shun’a bakmaktaydılar. Tedirgince yanlarına gittim. Shun’un elinde tuttuğu kartonu işaret ederek ve japoncayı katlederek;
“A no… Oguri-san ben Suflör”(bu arada rezilliğin daniskası. ben derken ‘watashi’ yada ‘atashi’ yerine ‘ore’ dedim. ‘boku’ desem gene iyi ‘ore’ ne lan?? hani bilmeyen biri okur diyede not; watashi ve atashi genellikle kadınların "ben" deme biçimidir. erkeklerse herne kadar watashi ve atashi ikilisini kullanabiliyor olsalarda genel olarak "boku" demeyi tercih ediyolar hatta bu kendinden bahsetme, hitap şekilerinin en kaba ve erkeksi biçimi "ore" yani benim kullanmam tümüyle garip.)
Sonraki konuşmayı kesinlikle hatırlamıyorum. bi şekilde bizi arabasına götürdü Shun. Arabaya bindik bu bildiğin şakımaya başladı; Film çekimi için Sapporo daymış. onun bildiğine göre Perşembe günü Sho bilet işini ayarladıktan sonra bizim kalıcağımız yeri ayarlama işine girişmiş. ama bizi oraya ulaştırmak ve ardından ‘Sapporo Dome’ a götürmek iki kere zor olucağı için bi hayli sıkıntılanmış. O sırada Jun’un aklına Shun’un orda çekim yaptığı gelmiş. Hemen aramışlar bunu. Oda kabul etmiş zaten bikaç gün fazla çekimide yokmuş. Sıkılıyomuş orda. Shun zevkle bunları anlatırken bizde dumurumuzu üstümüzden atma mücadelesi veriyoduk. Başarılı olmaya baya yaklaştığımızda otele gelmiştik bile.
Shun sırıttı ve
“akşam saat 3 gibi sizi almaya gelicem önce yemek yer sonra Dome’a gideriz” dedi
Bizde mallar korosu olarak hep bi ağızdan
“HAİ!” dedik.
Odaya çıktığımızda bi müddet gıkımızı çıkarmadan yataklara oturduk. Bi anda Netri sert bi dönüşle bana baktı.
“Neden söylemedin?”
“Neyi? Oguri’yi mi? Bende Sho’yu aradığımda öğrendim. Tam size söylemeye dönüyodum ki siz zaten karşılaşmıştınız. Ama tabii bi ‘Shun sizi karşılıycak’ yazısı vardı bildiğim, ama aklımın köşesinden geçtise Oguri na böle elim kolum düğümlensin.”
Miku kendini yatağa bıraktı.
“Gerçekten bu tatil geçirdiklerimin en acaibi olma yolunda ilerliyo. Biz ne die geldik. Başımıza gelenlere bak. Genç bi kızla böyle oynanmaz ki. Bu genç yaşta kalpten gitcem bu çekik diyarında.”
Netri odadaki balkonu açtı odaya Sapporo’nun serin, kış kokan havası doldu. Bir sigara yaktı. dışarıya derin ve anlamlı bakışlar atarken.
“bedava tatil çok cazip gelmişti kulağıma. ayrıaca dedim gerçekten sıkıldı bu galiba bu denli hararetle saçmaladığına göre. Kalktım geldim buralara. Meğer hanım sıkılmamış hatta haberi bile yokmuş. Muhtemelen gelelim istemiodu bile ya... neyse. Geldik gördük. Ama ne zaman kızmaya yeltensem dur diyorum baklalım altından daha neler çıkıcak ama bu son nokta oldu. Salak mı var karşında ya. Ne yapmaya çalışıosun.”
Dondum öylece suratına baka kaldım. Suratıma ekşi bir ifade yayıldı. Kafamı tepkisini görmek için Miku'ya çevirdim. Oda yatakta doğrulmuş cevap ister bi halde bana bakıyodu. Bi anda fark ettim ki kazın ayağı hiçte tahmin ettiğim gibi değil. Bana hala kızgınlar ve bu konser olayı kolaylaştırmak yerine daha bir acaipleştirmişti. Bi an sesimi kontrol edebilmek adına durdum sonra;
“buraya gelmenizi isteyen mesajı evet ben yazmadım. Çünkü size sormaktan ve rica etmekten sıkılmıştım. Burda sıkılmıyordum, ölüyordum. daha öncede söylediğim gibi tek arkadaşım diyebileceğim kişi Sho’ydu. Evet size anlatmalıydım ama biz "beraber Japonya'ya gidicez" naraları atarken, birinizin Norveçe diğerinizinde Amerikaya gidesi tutu. Evet hayalleriniz için gittiniz. bu durumda size "ama hani Japonyaya gidicektik biz" diyemezdim. Biliyorum Sho’dan bahsetsem hemen gelicektiniz. Ama …” sesimi tekrar kontrol altına aldıktan sonra “buraya benim için gelmenizi istedim. Evet belki bencilceydi. Ama durum direk bu. sizi o’nun için ya da Arashi için burada görmek istemedim. Sizin buraya benim için gelmenizi istedim. Ayrıca tekrar ediyorum Arashi'nin geri kalnıyla tanışalı çok olmuyo ve Oguri'yi de sizin gibi ilk kez gördüm. Ve bir nokta daha, size işimden pek çok kez bahsettim. FujiTV de çalıştığımı ve o kanalda program yapanlarla sürekli imza nedeniyle karşılaştığımı çokça anlatmışımdır. Arashi’nin orda program yaptığını gayet net biliyodunuz bir kez bile sordunuzmu?
Ki ayrıca yanılmıyosam onlardan imza aldığımıda anlatmış olmalıyım.”
Netri sigarasını söndürüp bana doğru bayık bir bakış attı.
“geri zekalı! Bu konserlerine ilk gidişin dimi.”
“umh” diyip onayladım sorusunu.
Miku kolayca yumuşamış suratıyla;
“senin burda hakkaten mi hç arkadaşın yok? Nasıl becerdin bunu?”
“belki kalıcı olmak istemiodum baştan. sonrada ne bilim olmadı işte. Bi kaç ebleh hatun var ama o kadar.”
“yanlızda çalışıodun dimi. Fakat Arashi’den imza aldığını söylediğini hatırlamıyorum”
“doğaldır sınavlara giriyodun o sırada bende uzunca anlatmadıydım o nedenle. Netride şu 2 metrelik sarışınlaydı hani bateriye kafasını soktuğu için ayrıldığıyla. onunla takıldığı ilk zamanlardı ve kendi adını bile hatırlayacak kadar aklı başında değildi. Onu ilk kez öyle gördüğüm için üstelemediydim. Bitek Celli benim dediklerimi algılayacak haldeydi zaten o nedenle aylardır Japonyada iş ayarlamak için kasıyo kendini. hatta o geldiğinde onu Kanjani'yle tanıştırmam ya da onlardan imza alınacağı sırada onu devreye sokmamı rica etti.”
Netri derin bir uyku halinde karşı duvara bakarak derin bir nefes verdi;
“Lucas ne taş herif ti ya. Ama tabi sarhoş olup kafayı bateriye gömmek çok aşırı bi faildi. bide Alexander’a bak götü göbeği aldı yürüdü bide bu japon tazeleri gördükten sonra hepten sıtkım sıyrıldı. düşünün o kuzey ülkelerinde adamlar okadar uyuşuk beyinlilerki konuşamıyosun bile.”
Miku kederle cümleyi devraldı
“ dua et amerikada değilsin. Beyin taşıyana madalya veriyolar orda. Allahım ya bi tane bile adam gibi bişi çıkmazmı insanın karşısına ya.”
Bi anda durup kıkırdaşmaya başladık. Anlamsızdı ama hepimiz saçma sapan bi durumdaydık. Evet hatalıydım ve belki birazda şımarıkça davranmıştım. Ama “olmuşla ölmüşe” çözüm yok ve o akşam Oguri bizi alıp Arashi konserine götürücek. Söylemesi bile tuaf lan.
Öğleden sonra tam söylediği saatte Oguri geldi. Beraber ramen yemeye gittik daha çok yediğimizin tadına varmaya yönelik bir tutumla tabaklarımıza gömüldük. Zaten konuşcak hiç bişide gelmiyordu aklıma doğrusu. Oguri Shun’la ne konuşur ki adam. Oguri bi ara kocaman sırıtmasını takınıp;
“ bu akşam iki arkadaşım daha bize eşlik edicek sorun olmaz dimi?” dedi
Üç salak homurdanarak sorun olmuyacağını belirten sesler çıkardık.
“Sevindim birazdan buraya gelicekler... hatta sanırııım.. evet geldiler bile”
Kapıya bakarken Netri azındaki udonu tabağa düşürdü, Miku sadece benim duyduğum bi cikleme çıkarıp koluma yapıştı. Benimse elim ayağım boşaldı. Mizushima Hiro’nun eşiyle birlikte içeri girişini bundan daha sakin karşılayamazdık emin olun. O sırada Shun kocaman sırıtmasını bozmadan bizi tanıttı;
“bu Sho’nun kız arkadaşı Suflör bunlarda onun arkadaşları Miku ve Netri. Hepsi Türk.”
Hiro-san ağır tahrik edici sesiyle (herif sürekli yatak odası tonuyla konuşuyo ayıp ama ya)
“tanıştığımıza memnun oldum” dedi karısıda dedi. ama önemsiz o yaratık.
Ben “Sho’nun kız arkadaşı” adlı damgalanmadan sonra metanetimi korumaya çalışarak, yapabildiğim en cool halimle tokalaşmak için elimi uzattım. Elimi sıktığında içimden bi fangirl çığlık atarak bağırıyodu ama dıştan çok kendime güvenliydim. Ama o andan sonra yemek yemedim zira titreyen ellerle hashi tutmak çok zor, ayrıca çok utanç verici. Açıkçası o dakkadan sonra “dome”a gidene kadar ki zamanı pek hatırlamıyorum. Tek bildiğim oldukça metanetli durmaya çalıştığımdı.
Fakat bu dumur hali Sapporo Dome’u görünce geçti. Yapı bildiğin muhteşemdi. Kendisi diğer Domelar gibi, çok amaçlı spor salonu olarak inşaa edilmişti. İçine bir futbol (ve/veya beyzbol) sahası rahatlıkla sığacak kadar büyüktür bu Domegiller. Daha önce hiç birine gitmedim. sadece Tokyo'dakinin önünden geçmiştim. Fakat bu çok acaip bişidi böle tandır ekmeği gibi bişi. Altı düz üstü şişkince ama yuvarlakatan çok yatay gibi. dışardan lame kumaştan sönmek üzere bir zeplin gibi duran dehşet hoş bir yapıydı bu Sapporo Dome. Ah tabi binanın büyüleyiciliğinin yanı sıra bide dışındaki insan üstü kuyruk vardı ki evlere şenlik.
Bi şekilde yerlerimizi bulduk, oturduk falan sonra konser başladı. ve biz üçümüz sabah beri atamadığımız tüm çığlıkları atmak istercesine bağırındık. hatta bazı şarkıları altımız birden delicesine söyledik. Bi arada önümüzden geçen Nino’nun önce şaşırıp sonrada bağırarak “AA! MİZUSHİMA –SAN” demesi üzerine deli gibi güldük.
Konser çıkışı Shun ve Mizushima ailesi bizi otele getirdi. Davetimiz üzerine Shun ve Mizushimagil bişiler içmek için bizimle otelin barına geldiler. meğersem full kadro Arashi artı staflarda bizim otelde kalmaktaymış. Ve konser sonrası “hadi götü başı dağıtalım” etkinliği için bara inmişler. Tabii Shun ve Mizushimagili görünce bi kaynaştılar hemen. Bizde kaldık sap gibin. Zira biz Shun ekibindendik ve an itibariyle ortamdaki staf yoğunluğu nedeniyle biz Arashiyle tanışmıyorduk. Fakat hiç birimiz bundan zerre şikayetçi değildik manzaranın tadını çıkarıyoduk. Hoş sıklıkla bayan Mizushimaya gıcık ta olmuyo dildik ya neyse çaktırmayın siz onu.
Kızlar tuvalete gittiği sırada bi anda karşımda o belirdi. beni kolumdan bi pislikmişim gibi çekiştirerek kuytu bi köşeye sürükledi. Uyuz menajer. Böğürtülü ama yükselmemesi için uğraştığı sesiyle alkolunde etkisiyle peltekleşen ağzından saçtığı tükürüklerle;
“sen” dedi “ne yaptığını sanıyorsun burda?”
“konsere geldim şimdide arkadaşlarımla birşeyler içiyorum” dedim kendi pişkinliğime kendim bile inanamayarak.
“sen bu adamın hayatınımı bitirmeye çalışıyorsun? Kariyerini mi bitirceksin yoksa?”
“ne alakası var be?”
“nedemek ne alakası var? sana daha öncede dedim. bırak bu adamın peşini! siz ayrı gezegenlerde yaşıyorsunuz. Eğer bi ilişkisi olucaksa bile bu senin gibi bir gaijin(gavur sana benzer pezevenk diesim gelmedi diil ama tutum kendim) ile olmaz”
“ne yani kanunlara mı aykırı!”
Suratıma pislikmişim gibi baktı
“sen kendini ne sanıyosun?”
“hiç bi bok sanmıyorum. ama beni ikinci kez manipüle etmene göz yummayacağım. Benim ve onun arasında olan hiç bişi seni ilgilendirmez…. “
Söylemek istediğim çok ama çok şey vardı. o uyuz herifi tekrar gördüğümde söylemek istediğim tonlarca laf. ama tam ben kendimi kaptırmak üzereyken uzaklardan bize doğru bakan Sho’yla göz göze geldim sustum. sonrada yapay görünmemesini umduğum en sıcak sırıtışımla adama baktım.
“şimdi izninle iyiliği uğruna bağırıştığımız adamın yarın huzurla ikinci konserinide verebilmesi adına konuşmamızı burda noktalayalım.”
Sinirden titrememe zar zor engel oluyordum.
“bu iş burda bitmedi küçük hanım ne yapmaya çalıştığını biliyorum ve buna izin vermiycem”
Sırıtmamı bozmadan.
“elinden geleni yap” dedim. Sanki hiç bişi olmamışcasına bir coşkuyla kutlamaya tekrar katıldı. Tam o sırada omzumda bir el hissettim. Miku endişeyle bana bakıyordu. Netri’yse tip tip adamın arkasından bakmaktaydı. Miku yavaşça;
“odaya çıkalım mı?”
“yok hayır gidemem iyi böyle. birazdan toplarım. bu herif bende korku filmi etkisi yaratıyo”
“rengin attı bare otur biyere”
“dur birazdan kendime gelirim ama öyle bakmayın bana tam Sho’nun menzildeyiz”
Tam o sırada Sho yanımızdan geçip tuvalete doğru yöneldi. Endişeyle suratıma baktı. Bende japonca olarak;
“ben iyiyim kızlar, sadece fazla hızlı içince başım döndü. neyse ki Kazama-san burdaydı da bana ayardım etti” dedim. Kızlar ne saçmaladığımı anlamak için bana baktılar bense haala sırıtarak Sho’ya bakmaktaydım. Sho tuvalete girdikten sonra Miku sinirle bana döndü.;
“o tiyatroda neydi öyle?”
“deminki adam. hani anlattım ya bi müddet ayrı kaldık diye. İşte bütün sorumlusu o uyuz herif. Aklı sıra Sho’yu benden koruyo. Ve geçen sefer olanlardan sonra o dangalakla olan sorunumu ben halletmeliyim araya Sho’nun girmesini istemiyorum.”
Sho tekrar salona dönerken Miku’nun eline doğru aceleyle bir kağıt tutuşturdu. içinde Ohno’nun çizdiği kucak açmış bi Sho tiplemesi vardı. Bi anda bütün atmosfer dağıldı üçümüzde delicesine gülmeye başladık.
Sonra Shun ve Mizushimagilin yanına gidip geceye devam ettik. Akşam 1 gibi Arashi ekibi dağıldı bizde onlardan 1 saat kadar sonra odalara çıktık. Odaya girip uzun kollu fırfırlı penye geceliğimi giydiğim sırada kapı çaldı. Koridora hızla göz atan sho aynı hızla odaya daldı. Gözlerim yuvasından çıkarcasına buna baktım. Olanca kısıklaştırdığım sesimle;
“ne işin var burda manyak??”
“seni görmeliydim”
“neden?”
Bişi söylemedi sadece sarıldı. Sıkıca, uzun uzun. sonrada öptü. Ve geldiği hızla odadan geri çıktı. Geceliğimle beraber odada yalnız kalmıştım. Kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Sonrada uyudum.
Ertesi gün kızlarla otelden ayrıldık. zaten salak gibi olduğumuz için bütün günü evde geçirdik.
Bugün sabahtan Sho geldi kılını kıpırdatacak hali yoktu. o iyice sızana kadar onunla beraber yatakta kaldım sonrada giyinip işe gittim akaşam kızlarla buluştum. Eve geldiğimde Sho evde değildi. Daha da gelmedi… kim bilir nezaman gelir. neyse şu ibne menajere söyleyemediğim sözler bi dahaki raunda kaldı..

0 yorum:
Yorum Gönder