26 ağustos 2011 Cuma 18:05
Dün uyandığımda sho bişeyler yemekle maşguldü. bi müddet onu seyrerttim. hâlâ orda olduğuna inanamıyordum. üstelik odada ki gariplik sadece sho’nun orda olması değildi. esas gariplik tam karşısına düşen camın dışında ki kocccaman arashi afişine karşı gazete okuyor oluşuydu. Camımdam içeri doğru bakan reklam sanki shoyu gözetliyo gibydi.
Kendimde konuşucak cesareti bulunca yatakta kalkıp oturdum.
Tabi şimdi insana garip gelio, yatakta kalkıp oturup nasıl mutfağı izlio bu mahlukat die bilirsiniz normaldir. Fakat hatırlatırım japonyada yaşıyorum. yani bütün evim tuvalet dışında toplam bi oda zaten. birazda salonda oturayım dediğimde yatağı toplayıp koltuk yapıyorum budur durum yani.
Neyse oturdum yatakta ve sho ya baktım umarım o anda kalbimin nasıl hızla attığı suratıma yansımamıştır. zira kalbim heycandan öyle hızla çarpıyordu ki ölücek gibi hissediyordum.
Olabildiğince kontrollü çıkmasına çalıştığım sesimle;
“evimin adresini nerden buldun” diye soradum tabii bay ukala cevapsız dururmu. burnunu gazeteden ayırmaksızın
“sanada günaydın” dedi. gıcık! burda önemli bi durum var. ve ben dramaları sevmem. günaydınlarla, yok efenim ay utançtan söyleyemedimlerle, bakalım nasıl davranıcaklarla, sormak yerine keriz gibi hareketlerine bakıp anlamaya debeleniimlerle, allah korusun sorarımda herşey kolayca çözümlenir tarzı hareketlerle, işim olmaz.
Şimdi düşününce aslında bende bi kızım sanırım. Yani her kızda var o entrika nesnesi .
Hani aldığım cevap düşünülürse….
Neyse bu verdiği soğuk cevaptan sonra gelip yanıma yatağa oturdu. Tek kaşımı kaldırıp bunun surata bakmaya başladım . kendime “sana muhtaç değilim kuzum. sen kendi ayağınla geldin. hadi öt bakalım” tadında konuşan bi Kadir İnanır efekti verme arzusundaydım. Hatta olay o noktaya gelirse diye çenesini tutup geniz dolusu “küğüçüğüm” demeye de hazırdım.
Ama sanırım Sho da Kadir İnanır filmi izlemiş küçükken. çünkü yampiri bi sırıtışla sağkoluna dayanıp bana döndü ve yavaşça saçımı kulağımın arkasına atıp. “ne saçmalıyosun sen” dedi öyle komik gözüktü ki gözüme kıkırdamaya başladım. Bide türkçe konuşup sonuna “kuzum” eklese tam olcaktı.
Kendime geldiğim sırada sho da bana doğru dönmüş ve yatakta bağdaş kurmuştu.
“ben bişi saçmalamıyorum” dedim çok karalı bi tonlamayla konuştum.
“peki ozaman adresini eski ev sahibinden buldum oldukça kolay oldu”
“kalleş herif ona kimseye söleme diye tembihledimdi”
“eksik kirayı tamamlayınca sorun olmadı canım”
“eh naaptın!!”
Bu noktada evet gerçekten bi sinirim tepeme sıçradı fakat çok kıısa sürdü. Zira bok gibi parası var ödesin hırt…
“emin ol bu benim fikrim değildi kafamı çok karıştırdın okadar emindinki benden ayrılman gerektiğine, bi yerde yanlış yaptığımı düşündüm. Zaten bu nedenle sen beni terk ettikten sonra anlattım gruptakilere. Herhangi bir arkadaşımın bulabileceği bi çözüm yoktu ortada. Onlarla konuştum ve dün seninle karşılaştık. İşte o anda senin yanlış bir karar verdiğini anladım. İkiizde istemiyosak ayrılmamız çok anlamsız.” Direk yazamadımım için ve mutlulukla, heyecanla kulaklarım uğuldadığı için net hatırlayamıyorum söylediklerini ama buna yakın bir cümle kurdu .
Kendimi okadar mutlu hissettim ki “geçen 1buçuk haftayı okadar zor tamamladım ki”
Başka bişi diyemedim ağlamadımda sadece sarıldım. hakkaten mutlu hissettim o an
Sanırım sarsak cümlelerimden de durmum anlaşılıyodur. kafamı toparlayamıyorum ayaklarım havda gibi sanki. Oysa 6 ay önce bile böyle değildim onunla ilk karşılaştığımda bile hiç böyle hissetmemiştim.
28 Aralık 2010 Salı
20 Aralık 2010 Pazartesi
Günlük 2
23 ağustos 2011 Salı 20:38
Bazı durumlar kendiliğinden gelişir aynı bu günlük gibi. Planın da yoktur, ama olur. Eğer bugün olanları yazmak istemeseydim bu bir günlük olmicaktı. Daha doğrusu bu gün her hangi bi olay olmasa ben bişi yazmak istemicektim. Aslında yazmayı sevmem fakat Tokyoda yalnız yaşayan veçevresinde şu anda konuşabileceği 2 arkadaşı olan bir Türk’üm. O arkadaşlarda japon üstelik . yaşadıklarımı yada hissettiklerimi anlatacak kadar japoncam yok ve artık bunları anlatmam gerekiyor.
İşte bu nedenle yazıyorum. Şu anda beni bu leptop dışında anlayabilecek kimse yok. Acı verici
Neyse….
Bugün herzaman ki gibi elimde abuk subuk bissürü kağıtla FujiTV nin koridorlarda dolanmaktaydım.
Hep yaptığım ayak işleri. Güya illüstratör olarak girdim işe bir tek yerleri sildirmedikleri kaldı.. neyse konu bu değil. Ben böyle koşturur ve elimdeki evrakımsıları (“evet beni resimleyebilirsiniz” adlı imzalatılması gerekli kağıt parçaları) gerekli kişilere ulaştırmya çabalraken koridorun tam ortasında onlara rastladım. Programdan yeni çıkmış soyunma odalarına girerlerken.
Bu benim ki unutmak olamaz onların soyunma odalarının yerini ezbere biliyorum…
Şu anda kendime yabancılaştım. Nasıl bir korku saldıysalar içime kendi bilgisayarıma bile adamın adını yazmaya çekiniyorum ya da grubun. “onlar” Arashi oluyolar efendim. Geçen gün bahsi geçen kişide Sho olmakta. Bu paragraftan sonra “onlar”ın birer adı var.(nokta)
Kaldığım yerden devam ediyorum;
Bu benim ki unutmak olamaz onların soyunma odalarının yerini ezbere biliyorum. Sonuçta Sho’ya yakın olabilmek için bir ara “ciğerci vitrinin önündeki kedi gibi” sürekli bu kapının etrafındaydım. Üstelik bugün yolum oraya yakın bile değildi. Zaten ayrıldığımızdan beri özellikle ordan geçmemeye çabalıyorum. Ama sonuç olarak o kapının bulunduğu koridora döndüğüm an karşımda tüm Arashi’yi buldum. İçimden acaip ince ve bana kısık gelen bi “cik”leme çıktı ve o anda bana dönmüş beş kafayla karşılaştım.
Hani animelerde sıklıkla olurya iki kişi karşı karşıya geldiğinde etraf beyazlar, o ikisi dışında kimse ve hiçbişey yoktur etrafta. O anı yaşadım, yemin ederim boşlukta gibiydim. Kafamdan düşünceler o kadar hızlı akıyodu ki seslerini duyamıyodum bile. Bir süre sonra hissettiğim tek şey kulaklarımdı. Sanki ilk kez ordalarmış gibi. Yabancı, ağır ve sıcaktılar muhtemelen kırmızıydılar da. Ne kadar sürdü bu hal hiç bi fikrim yok kolumdan tutan bir elin beni çektiğini hissedene kadar sürdü, sadece bunu söyleyebilirim.
Bir an sonra kendimi Arashi’nin odasına doğru kolumdaki elin sahibi tarafından fırlatılmış buldum. Evet fırlatılmış dediğinde böle sert bir durum adamın gözüne geliyor. Ama öyle değil, savrulmak gibi ama biraz daha kibarca. “Savururcasına bırakmak” evet böyle denilebilir. Sonra Sho’nun sırıtan suratını yakınımda hissettim. Beni tutup koltuğa oturttu. Ohno ya ait olduğunu net olarak söyleye bileceğim bir çift el bana su uzattı. İşte o zaman durumu anladım. Gerçekten bayılmak üzereydim.
Evet şu an anlattığım hayatımın en utanç verici ve küçük düşürücü anı. Ya! gerzek karı! herşey tamam da, rengin uçması, bayılır hale geçmek felan ne oluyo. Lan ben 26 yaşındayım hatta nerdeyse 27. Çüş yani. Nası bi tepkidir bu, ne tür bi bünyedir.
Ama kurtardım, tam o anda çaktım durumu. olayın aşk acısı ya da “dur shoyu göriim de bii canım yansın”la bi ilgisi yoktu. Düpedüz açtım dün akşam evde birşey kalmadığı için aç yatıp sonrada kahvaltı yapmayı unutmuş üstünede gerzek ilacımı içmiştim. Zaten o koridora da muhtemelen ondan öyle bilinçsizce gittim. Zira kafeteryaya giden merdivenlerin tam yolu üzerinde Arashi’nin odası. Ayrıldığımızdan beri kafeteryadan yemiyodum.ama açlığım aşk acımı bastırmış, midem beynimin kontrolünü elegeçirip kalbime iki tokat çakmıştı.
Fakat zavallı midem nerden akıl etsin evrenin benimle kafa kırmayı sevdiğini. Doğal olarak karşısında Sho’yu gören mide kontrolü kaybetti. Zavallım oysa o merdivenlere ne kadar yaklaşmıştı.
Neyse ben suyu içtim sonra suyu gören midemden akıl almaz bi gümbürtü geldi. Gruldama diyemedim dilim varmadı resmen. Boş tankere bi bardak suyu boşaltmışın gibi bi ses. Ve benim kızarıklık kulaklarımdan tüm yüzüme doğru yayılırken, odaya beş adamın gürültülü kahkahası doldu. Sho arkasına yaslanıp kahkaları arasında “kaç gündür açsın sen” diye bildi güçlükle. Utanmış küçük çocuk halimle (sevimli olduğunu umduğum bi hal bu zira utandığımda suratım kontrolü kimseye vermeyi sevmiyo) demin bahsettiğim durumu anlattım, tabi japoncam el verdiğince (yani baya yalındı cümleler ^^)
Nino tekli koltuğa çömmüş bi halde bana bakmaktaydı . onu fark edince bi irkildim. İrkildiğimi görünce gözlerinde beliren ve hiç karşılaşmayı istemediğim o bakışla karşılaştım. Küçük bi şeytan bana bakıyodu resmen. bi büzüştüm olduğum yerde. Sonra küçük şeytan sıtma görmemiş sesiyle
“sho bu o dimi?”
Sho sırıtarak ninoya baktı söyleneni onaylarken çıkardığı ses sinirime dokundu. “deli gibi ne gülüo lan bunlar” die düşünmeden kendimi alamıyodum. “Acı bi durum var lan burda, kafa kırcaksanız bırakın önce karnmı doyuriim. aç insanla şaka olmaz lan. Zaten su yüzünden midem iice ağırlaşmış.”
Bazı durumlar kendiliğinden gelişir aynı bu günlük gibi. Planın da yoktur, ama olur. Eğer bugün olanları yazmak istemeseydim bu bir günlük olmicaktı. Daha doğrusu bu gün her hangi bi olay olmasa ben bişi yazmak istemicektim. Aslında yazmayı sevmem fakat Tokyoda yalnız yaşayan veçevresinde şu anda konuşabileceği 2 arkadaşı olan bir Türk’üm. O arkadaşlarda japon üstelik . yaşadıklarımı yada hissettiklerimi anlatacak kadar japoncam yok ve artık bunları anlatmam gerekiyor.
İşte bu nedenle yazıyorum. Şu anda beni bu leptop dışında anlayabilecek kimse yok. Acı verici
Neyse….
Bugün herzaman ki gibi elimde abuk subuk bissürü kağıtla FujiTV nin koridorlarda dolanmaktaydım.
Hep yaptığım ayak işleri. Güya illüstratör olarak girdim işe bir tek yerleri sildirmedikleri kaldı.. neyse konu bu değil. Ben böyle koşturur ve elimdeki evrakımsıları (“evet beni resimleyebilirsiniz” adlı imzalatılması gerekli kağıt parçaları) gerekli kişilere ulaştırmya çabalraken koridorun tam ortasında onlara rastladım. Programdan yeni çıkmış soyunma odalarına girerlerken.
Bu benim ki unutmak olamaz onların soyunma odalarının yerini ezbere biliyorum…
Şu anda kendime yabancılaştım. Nasıl bir korku saldıysalar içime kendi bilgisayarıma bile adamın adını yazmaya çekiniyorum ya da grubun. “onlar” Arashi oluyolar efendim. Geçen gün bahsi geçen kişide Sho olmakta. Bu paragraftan sonra “onlar”ın birer adı var.(nokta)
Kaldığım yerden devam ediyorum;
Bu benim ki unutmak olamaz onların soyunma odalarının yerini ezbere biliyorum. Sonuçta Sho’ya yakın olabilmek için bir ara “ciğerci vitrinin önündeki kedi gibi” sürekli bu kapının etrafındaydım. Üstelik bugün yolum oraya yakın bile değildi. Zaten ayrıldığımızdan beri özellikle ordan geçmemeye çabalıyorum. Ama sonuç olarak o kapının bulunduğu koridora döndüğüm an karşımda tüm Arashi’yi buldum. İçimden acaip ince ve bana kısık gelen bi “cik”leme çıktı ve o anda bana dönmüş beş kafayla karşılaştım.
Hani animelerde sıklıkla olurya iki kişi karşı karşıya geldiğinde etraf beyazlar, o ikisi dışında kimse ve hiçbişey yoktur etrafta. O anı yaşadım, yemin ederim boşlukta gibiydim. Kafamdan düşünceler o kadar hızlı akıyodu ki seslerini duyamıyodum bile. Bir süre sonra hissettiğim tek şey kulaklarımdı. Sanki ilk kez ordalarmış gibi. Yabancı, ağır ve sıcaktılar muhtemelen kırmızıydılar da. Ne kadar sürdü bu hal hiç bi fikrim yok kolumdan tutan bir elin beni çektiğini hissedene kadar sürdü, sadece bunu söyleyebilirim.
Bir an sonra kendimi Arashi’nin odasına doğru kolumdaki elin sahibi tarafından fırlatılmış buldum. Evet fırlatılmış dediğinde böle sert bir durum adamın gözüne geliyor. Ama öyle değil, savrulmak gibi ama biraz daha kibarca. “Savururcasına bırakmak” evet böyle denilebilir. Sonra Sho’nun sırıtan suratını yakınımda hissettim. Beni tutup koltuğa oturttu. Ohno ya ait olduğunu net olarak söyleye bileceğim bir çift el bana su uzattı. İşte o zaman durumu anladım. Gerçekten bayılmak üzereydim.
Evet şu an anlattığım hayatımın en utanç verici ve küçük düşürücü anı. Ya! gerzek karı! herşey tamam da, rengin uçması, bayılır hale geçmek felan ne oluyo. Lan ben 26 yaşındayım hatta nerdeyse 27. Çüş yani. Nası bi tepkidir bu, ne tür bi bünyedir.
Ama kurtardım, tam o anda çaktım durumu. olayın aşk acısı ya da “dur shoyu göriim de bii canım yansın”la bi ilgisi yoktu. Düpedüz açtım dün akşam evde birşey kalmadığı için aç yatıp sonrada kahvaltı yapmayı unutmuş üstünede gerzek ilacımı içmiştim. Zaten o koridora da muhtemelen ondan öyle bilinçsizce gittim. Zira kafeteryaya giden merdivenlerin tam yolu üzerinde Arashi’nin odası. Ayrıldığımızdan beri kafeteryadan yemiyodum.ama açlığım aşk acımı bastırmış, midem beynimin kontrolünü elegeçirip kalbime iki tokat çakmıştı.
Fakat zavallı midem nerden akıl etsin evrenin benimle kafa kırmayı sevdiğini. Doğal olarak karşısında Sho’yu gören mide kontrolü kaybetti. Zavallım oysa o merdivenlere ne kadar yaklaşmıştı.
Neyse ben suyu içtim sonra suyu gören midemden akıl almaz bi gümbürtü geldi. Gruldama diyemedim dilim varmadı resmen. Boş tankere bi bardak suyu boşaltmışın gibi bi ses. Ve benim kızarıklık kulaklarımdan tüm yüzüme doğru yayılırken, odaya beş adamın gürültülü kahkahası doldu. Sho arkasına yaslanıp kahkaları arasında “kaç gündür açsın sen” diye bildi güçlükle. Utanmış küçük çocuk halimle (sevimli olduğunu umduğum bi hal bu zira utandığımda suratım kontrolü kimseye vermeyi sevmiyo) demin bahsettiğim durumu anlattım, tabi japoncam el verdiğince (yani baya yalındı cümleler ^^)
Nino tekli koltuğa çömmüş bi halde bana bakmaktaydı . onu fark edince bi irkildim. İrkildiğimi görünce gözlerinde beliren ve hiç karşılaşmayı istemediğim o bakışla karşılaştım. Küçük bi şeytan bana bakıyodu resmen. bi büzüştüm olduğum yerde. Sonra küçük şeytan sıtma görmemiş sesiyle
“sho bu o dimi?”
Sho sırıtarak ninoya baktı söyleneni onaylarken çıkardığı ses sinirime dokundu. “deli gibi ne gülüo lan bunlar” die düşünmeden kendimi alamıyodum. “Acı bi durum var lan burda, kafa kırcaksanız bırakın önce karnmı doyuriim. aç insanla şaka olmaz lan. Zaten su yüzünden midem iice ağırlaşmış.”
Bi anda kaşımdaki sehpahada jun belirdi. o an açlıktan bayıldığımı ve rüya gördüğümü düşündüm. sonra fark ettimki zaten yakında oturuyomuş. ben kafayı çevirdiğimde geçmiş. Ama korkunçtu resmen. zaten kulaklarım hem açlıktan hemde ortamda dönenleri anlamaya çalışmaktan uğulduyodu
İice yalama oliim die uğraşıolardı sanki.
Jun bana doğru eyilip sanırım sevimli falan olması gereken fakat resmen ürkütücü bir “birazdan dalga geççem” bakışıyla suratıma odaklanmıştı. Oldukça sakin bi sesle “demek o salak sensin”
Arkasından gelicek kelimeyi delicesine merak etsemde dayanamadım ve tüm gücümü toplayıp
“bak söz istediğn gibi benimle dalga geçmene izin vercem. üstelik konunun ne olduğu önemli bile değil. fakat şu anda beni biraz daha burda tutarsan gerçekten bayılcam. Demin midemden çıkan sesi komik bulmuş olabilirsin fakat kendisi anlatmaya çalıştığı konuda oldukça ciddiydi. Açım! şimdi bi koşu kafeteryaya gidip insan kıvamıma döniim, gerisi umrumda diil. Aç insanla şaka olmaz ulan”
Tabii “ulan” kısmından bi halt anlamadılar. fakat ben resmen açlıktan tükürükler saçarak konuşurken tepemden güneş gibi bir sandöviç doğdu. Kafamı kaldırıp güneşi hayatıma sokan kişi ye baktım. Sho’nun gülen yüzüyle karşılaştım. Suratına artık nası baktıysam“evet hepsini yiyebilirsin” dedi
Olabildiğim en sakin şekilde koca bi ısırık aldım sandöviçten. bi müddet sadece yedim. ve gene sho’nun uzattığı soğuk oolong çayını içtim. Resmen yaşadığımı hissettim. hele ki sho’nun sandöviçin üstüne zorlayarak yedirdiğ o iki onigiri, tümüyle kendime gelmemi sağladı. Resmen artık içime huzur dolmuştu. Derin bir nefes aldığımda jun’un hala karşımda bacak bacak üstüne atmış oturduğunu gördüm.
Kafamla selamladım bunu. sırıtıp “şimdi hazırım istediğin konuda istediğini söyle cevap bulamazsam kaçabilecek gücüm var artık” dedim. onca saçma şeye gülen ekibin bu cüleye tepki vermemesi biraz üzücüydü. eminim yenlış bişi de söylemedim oysa. neyse konu o değildi zaten. jun kollarını geriye atıp masaya dayandı.
“aslında biz ilgilendirmez genel olarak aramızda bu tür konuşmalar geçmez bile, sonuçta sınırlarımız çok uygun noktalardadır. Birbirimizin ilişkilerini bilmezsek doğabilecek sorunlarla baş etmek daha kolay. Fakat bu konu çok acaipti. Yani pek çok salak tanıdım ama sanırım sen tarih yazıyosun.”
Konuşmasını anlamama rağmen, resmen canımı sıkan uzunlukta bi konuşmaya girişen jun’u önlemek istedim. ve “araya gircem özür dilerim ama japoncayı herzaman iyi anlayamıyorum ondan biraz daha yavaş ve yalın konuşursan sevinirim”diyi verdim. Sho’yla göz göze gelmemeye çalışıyodum bi yandan da. zira bariz yalan söylüyodum. ki gerek kalmadı hemen ensemden sesi geldi.
“ sen onu kaale alma. konuşmanın sonunu merak ettiği için numara yapıyo yoksa gayette anladığına eminim”
Oldukça kendimden emin ve kendimi bile şaşırtan bi kararlılıkla ayağa kalkıp arkamı döndüm
“durumu direk anlat beni uğraştırma durup ne olcak die meraklanmak asabımı bozuyo”
“seninle konuşan ben değilim”
“ozaman ordan ukalalıketme”
Jun arkamdan gürledi
“bağırma!!”
“o zaman lütfen konuş. sonuçta , maalesef yapmam gereken işler var”
“özetle siz iki salak ne yapmaya çalışıyosunuz onu bilmek istemiştik.”
Birisi kafama demir sopayla vursa daha iyiydi. ben kendimi kahraman sayarken, o grup için, Arashi için sevdiğim adamdan vaz geçmişken, bide ikimizde salak olmuştuk yok yee. fakat o anda ses çıkarmayıp yuttum cümlemi. iyiki yutmuşum ohno gerilerden ben tamda varlığını unutmuşken:
“ aslında kızın durumu gayet anlaşılır ben haala sho’ya şaşırıyorum.”
Sonra ben iyice ürkiim die aiba cırladı uzaktan
“ ne sanıyodun allah aşkına biz hiç kız arkadaşa falan sahip değilmiyiz sence. Aldığınız uyarı ‘çok göze batıyosun kaçak oyna’ uyarısıydı okadar. Ohno’nun demek istediği bu. Sonuçta sho ilk kez biriyle bi ilişki yaşamıyodur. Dimi”
Oldukça kendimden emin ve kendimi bile şaşırtan bi kararlılıkla ayağa kalkıp arkamı döndüm
“durumu direk anlat beni uğraştırma durup ne olcak die meraklanmak asabımı bozuyo”
“seninle konuşan ben değilim”
“ozaman ordan ukalalıketme”
Jun arkamdan gürledi
“bağırma!!”
“o zaman lütfen konuş. sonuçta , maalesef yapmam gereken işler var”
“özetle siz iki salak ne yapmaya çalışıyosunuz onu bilmek istemiştik.”
Birisi kafama demir sopayla vursa daha iyiydi. ben kendimi kahraman sayarken, o grup için, Arashi için sevdiğim adamdan vaz geçmişken, bide ikimizde salak olmuştuk yok yee. fakat o anda ses çıkarmayıp yuttum cümlemi. iyiki yutmuşum ohno gerilerden ben tamda varlığını unutmuşken:
“ aslında kızın durumu gayet anlaşılır ben haala sho’ya şaşırıyorum.”
Sonra ben iyice ürkiim die aiba cırladı uzaktan
“ ne sanıyodun allah aşkına biz hiç kız arkadaşa falan sahip değilmiyiz sence. Aldığınız uyarı ‘çok göze batıyosun kaçak oyna’ uyarısıydı okadar. Ohno’nun demek istediği bu. Sonuçta sho ilk kez biriyle bi ilişki yaşamıyodur. Dimi”
Sho suratıma baktı ilk kez bukadar pis bi sırıtış vardı suratında
“sana gerek olmadığını söylemiştim”
Siz olsanız böyle bi ortamda ne yapardınız. Ben doğru mu yaptım bilmiyorum ama o anda o kadar çok sinirlendim ki söyleyebilecek hiçbir kelime aklıma gelmedi. üstelik azımı açtığım anda ağlıyacağımı biliyodum. Bu gün için yeterince küçük düştüğümü bildiğim için bide karşılarında ağlayasım yoktu.
Odaya girdiğimde bi şekilde elimden alınıp masya konan kağıtlarımı aldım. odanın kapsını açtım derin bi nefes alıp zarzor kontrol ettiğim sesimle yemek için teşekkür edebildim ve odadan çıktım. tuvalette kendimi toparlayıp kendi odama gittim. günü nasıl bitirdim hiç sorma(nası sorcaksan -_-!)
Neden? neden bana hiç bişi sölemedi? ben ona saçmalarken neden beni durdrumadı? madem bu denli saçmaydı, ben ona aptal nutuklar atrken neden beni durdurup herşeyi anlatmadı?
Ağlamak istiyorum ama bi türlü beceremiyorum…
Şimdi ne oldu ki ne dem……
24 ağustos 2011 çarşamba 03:00
Çok saçma
Bi önceki yazımı bitiremedim çünki kapı çaldı
Gelen Sho’ydu evi nasıl bulduğunu hiçbilmiyorum…
İçeri geçti. knouşmadık bile.
Sonra ben sordum
“neden peki en başta beni durdurmadın. Eğer bitmesini istiyoduysan bugün olanlar neydi”
“çünkü bu kadar ciddi olduğunu hiç düşünmedim. yani evden taşınacak ve telefonlarını değiştirecek kadar”
“ama o evde yaşayamazdım ki” evet söylemem gereksiz istediğim ağlama performansını gerçekleştimeye başladığım cümle buydu. zaten sonra devam edemdim ben iç çekrken yanıma gelip bana sarıldı. sanırım en hoş an buydu. onunla karşılaştığımdan beri ki yaklaşık 6 ay oluyo ilk kez ona bukadar yakın hissettim.
Başka bişi konuşmadık. şimdi uyuyo bende ona bakarak yazıyorum
Bu günlüğümsü zımbırtıyı yazmaya karar verdiğim anı düşündüm. çok uzak gibii geldi fakat sanırım şu anda o’nun yanımda olmasına rağmen yazmaya devam etmek istiyorum.
İlk yazdığım günkü konu gibi olmayacak benim hikayem. burda bitmicek hep uzun yazıcağımı sanmıyorum.
Muhtemelen çoğunlukla üşeneceğim ama gende yazıcam.
Şimdi izninle bunları yazmak için arasından sıyrıldığım kollara geri dönüyorum ^^
13 Aralık 2010 Pazartesi
Günlük 1
birazdan okuyacaklarınız baştan sona kurmacadır.
kendisi "fan fiction" denen tür dahilindedir.
hayal kurmayı severim bide fangirl havsında takıldığım için çok uydu bu konsept bana
hikayeye oppamania da başladım
orda bir kaç günü birden koyuyorum yazdığımda
ama burda her seferinde bir gün koyucam
daha karizmatik ^^
umarım birileri okur eaheahheahea
18 ağustos 2011 Perşembe 05:47
Pek çok hikaye aynı süreci takip eder. Kahramanımızın durumu ya da cinsiyeti hatta cinsel tercihi önemli değildir. Bi şekilde aşkı bulmasıdır konu, o sırada başından geçenler anlatılır ve kahraman aşkı bulduğunda ya da evlendiğinde hikaye biter.
Oysa bence esas hikaye tam da bitirilen yerde başlıyo. Aşkı devam ettirmek, evliliği devam ettirmek, sevgiyi devam ettirmek, hepsi ama hepsi onu bulmak kadar zor. hatta belki daha bile zor. Durum tam da Eprahim Kishon'un “romeo ve juliet”e getirdiği yorum gibi “tarla kuşuydu juliet”. O büyük aşk karın doyurmicak faturaları ödemicek çöpü hiç çıkarmicak. Yani doğa kanunu aşk için bile geçerli. Mihail Drumes ‘in “Valse Davet” kitabında ki baş karakterin dediği gibi “eğer aşkla nasıl baş edeceğimizi onun karmaşası karşsında nasıl duracağımızı nasıl sürdüreceğimizi öğretmiyorsa kupkuru bilmin ne faydası var” yada buna yakın bişilerdi.
Olayın özü şu ki daha geçen hafta bi juliet tim. Fakat rome yu terk etmem gerekiyodu ikimizde gayet bilinçle ayrıldık. istemeden ama bilinçle.
Şu anda Tokyodaki yeni dairemin çatısındayım. japonlar çatıları çok seviyo. Japonya ya ilk geldiğimden beri kafamı bu kurcalar, herkes kısa diyemi acaba çatıda durmayı seviolar. neyse konumuz o değil.
Şu anda oturduğum binanın hemen yanında ki kocaman kütlenin (ki halk arasında ona da bina denio ama hani sanırım ayıp olmasın diye zira gördüğüm en çirkin kütle kendisi.) tam da karşıma düşen kısmında geçen hafta ayrıldığım, ayrılmak zorunda kaldığım adamın (ve grubunun) posteri asılıyor. (sıçarcasına çıkardıkları single lardan biri daha ben hala kederdeyim adamın pozlara gel te allam) tam ben bunları yazarken şu anda. Evren götünü açmış benimle kafa kırıyo resmen.
Ve evet çatıya çıkmama sebep olan ve yazının ilk iki paragrafını yazmamı sağlayan film “you've got mail” di şu Meg Ryan la Tom Hanks’ın oynadığı. Ne demeye aşk filmi izlersin ve ne halt yemeye hâlâ tokyo’da kalmakta ısrar edersin anlamam ki. Tabi o sinirle (ki saat sabah 6’ydı) leptopla kendimi çatıya attım. Atmaz olaydım tokyonun benimle işi bitmemiş o nedenle dev reklamlarla haytımı taciz etmeye başlamış.
Bu yazı bi merak yazısı olcaktı bide romantik komedilere olan hıncımı alcaktım fakat sonuca gel. Resmen öfke kusuyorum bu işin sonu çatının ucuna gidip azımdan tükürükler saçarak “seni yenicem tokyooğğ” die bağırmamla sonuçlancak diye tırsmaya başladım
Evet an itibariyle tam oldum kafama kuş sıçtı. Eminim bu istanbulda sürekli kafama pisleyen karakter. Hâlâ takip edio beni kesin bi gıcığı var. Yok her seferinde farklı bi tanesi yapıyosa daha beter durum, üzerimde kuşların görebildiği bi hedef tahtasıyla dolaştığıma inanmam an meselesi.
Posteri asmayı bitirdiler kuş ta herşeyin üstüne tuz biber oldu. Alkol almadım. Sigarada içmem. Ama şu ada ikisininde feci gideri var. Ya da yemek yemem gerekio sanırım.
Göz yaşların böyle durumlarda akmaya başladımı durmuyo dimi ve ben hâlâ gülüyorum…….
kendisi "fan fiction" denen tür dahilindedir.
hayal kurmayı severim bide fangirl havsında takıldığım için çok uydu bu konsept bana
hikayeye oppamania da başladım
orda bir kaç günü birden koyuyorum yazdığımda
ama burda her seferinde bir gün koyucam
daha karizmatik ^^
umarım birileri okur eaheahheahea
18 ağustos 2011 Perşembe 05:47
Pek çok hikaye aynı süreci takip eder. Kahramanımızın durumu ya da cinsiyeti hatta cinsel tercihi önemli değildir. Bi şekilde aşkı bulmasıdır konu, o sırada başından geçenler anlatılır ve kahraman aşkı bulduğunda ya da evlendiğinde hikaye biter.
Oysa bence esas hikaye tam da bitirilen yerde başlıyo. Aşkı devam ettirmek, evliliği devam ettirmek, sevgiyi devam ettirmek, hepsi ama hepsi onu bulmak kadar zor. hatta belki daha bile zor. Durum tam da Eprahim Kishon'un “romeo ve juliet”e getirdiği yorum gibi “tarla kuşuydu juliet”. O büyük aşk karın doyurmicak faturaları ödemicek çöpü hiç çıkarmicak. Yani doğa kanunu aşk için bile geçerli. Mihail Drumes ‘in “Valse Davet” kitabında ki baş karakterin dediği gibi “eğer aşkla nasıl baş edeceğimizi onun karmaşası karşsında nasıl duracağımızı nasıl sürdüreceğimizi öğretmiyorsa kupkuru bilmin ne faydası var” yada buna yakın bişilerdi.
Olayın özü şu ki daha geçen hafta bi juliet tim. Fakat rome yu terk etmem gerekiyodu ikimizde gayet bilinçle ayrıldık. istemeden ama bilinçle.
Şu anda Tokyodaki yeni dairemin çatısındayım. japonlar çatıları çok seviyo. Japonya ya ilk geldiğimden beri kafamı bu kurcalar, herkes kısa diyemi acaba çatıda durmayı seviolar. neyse konumuz o değil.
Şu anda oturduğum binanın hemen yanında ki kocaman kütlenin (ki halk arasında ona da bina denio ama hani sanırım ayıp olmasın diye zira gördüğüm en çirkin kütle kendisi.) tam da karşıma düşen kısmında geçen hafta ayrıldığım, ayrılmak zorunda kaldığım adamın (ve grubunun) posteri asılıyor. (sıçarcasına çıkardıkları single lardan biri daha ben hala kederdeyim adamın pozlara gel te allam) tam ben bunları yazarken şu anda. Evren götünü açmış benimle kafa kırıyo resmen.
Ve evet çatıya çıkmama sebep olan ve yazının ilk iki paragrafını yazmamı sağlayan film “you've got mail” di şu Meg Ryan la Tom Hanks’ın oynadığı. Ne demeye aşk filmi izlersin ve ne halt yemeye hâlâ tokyo’da kalmakta ısrar edersin anlamam ki. Tabi o sinirle (ki saat sabah 6’ydı) leptopla kendimi çatıya attım. Atmaz olaydım tokyonun benimle işi bitmemiş o nedenle dev reklamlarla haytımı taciz etmeye başlamış.
Bu yazı bi merak yazısı olcaktı bide romantik komedilere olan hıncımı alcaktım fakat sonuca gel. Resmen öfke kusuyorum bu işin sonu çatının ucuna gidip azımdan tükürükler saçarak “seni yenicem tokyooğğ” die bağırmamla sonuçlancak diye tırsmaya başladım
Evet an itibariyle tam oldum kafama kuş sıçtı. Eminim bu istanbulda sürekli kafama pisleyen karakter. Hâlâ takip edio beni kesin bi gıcığı var. Yok her seferinde farklı bi tanesi yapıyosa daha beter durum, üzerimde kuşların görebildiği bi hedef tahtasıyla dolaştığıma inanmam an meselesi.
Posteri asmayı bitirdiler kuş ta herşeyin üstüne tuz biber oldu. Alkol almadım. Sigarada içmem. Ama şu ada ikisininde feci gideri var. Ya da yemek yemem gerekio sanırım.
Göz yaşların böyle durumlarda akmaya başladımı durmuyo dimi ve ben hâlâ gülüyorum…….
12 Aralık 2010 Pazar
Diyetteyiz!
hayatımın 18 senesinde yediklerimin diyetini ödeme zamanı geldi!!
şimdi 26 yaşındasın ne ayak diyen olursa diye açıkliim efenim;
(hoş ortalıklarda kimse yok ama olur ya birinin bakası gelir anlamaz falan)
ben 8 yaşıma kadar bildiğiniz çiroz bi hatundum
böle çırpı baçaklı falan
hatta 5 yaş civarı aldığım bir "zafiyet geçiriyo" tanım bile mevcut (doktor onaylı)
ondan sonra ilkokul, falan başladı ve ben lanet bir sınıf öğretmenine sahip oldum.
zaten içime kapanıktım yumurtaya kaçtm.
konuşmayı sevmezdim ki hala pek sevmem.
ben konuşmayıp sustukça olay direk "sustukların büyür içinde" şeklinde gelişti...
sonra ben sustuklarımı içimde büyütürken 3. sınıfın sonunda sınıf değiştirdim.
lanet sınıf öğretmenimin gerçekten lanet bir insan olduğunu ancak 3. sınıfta aileme anlattım.
ya da yanlış olanın ben değil o olduğunu ancak o zaman kavradım.
fakat bi yerde açıklık kalmış olmalı
zira sınıf değiştirince arkadaş sahibi olmamı
o yaz aldığım kilolar sonucu "görünür" olmama bağladım.
evet bunu düşünürken gayet soğuk kanlıydım.
hatta hızımı alamayıp sınıftaki en minyon oğlana hayran oldum.
kendisi her iyi yetişmiş türk evladı gibi sadece beni sınıfa kabul ettirmeye çalışıyodu
ama o yaşta bi kahramana ihityacım vardı bende onu seçtim.
ha bişi yaptım mı? yok. çok mu hastaydım? yok. yememe mani oldumu? alakası bile yok.
neyse orta okula geçtiğimde kilo almaya devam ediyodum.
bildiğiniz pesimist ve melankolik bi tiplemeydim
fakat bunu optimist bir şebeklikle örtmeyi erdem sayıyodum
(ki hala aynı düzlemde yol alıyorum)
pek çok arkadaş edinebilirdim orta okulda fakat ben bunu pek istemedim.
herkes bana çok uzakı
kimisi çok marjinaldi
kimisi çok arabeskti
kimisi çok dişiydi
kimisi çok not merkezciydi
kimisi çok serseriydi
bense hiç bir şey için "çok" değildim
sıradandım ve sıradanlığımı seviyodum.
beni ayrı kılan tek özelliğim büyüdüğümde çizgifilm yapma isteğimdi.
annem, grafikerdi ablam anadolu üni. de grafik kazanmıştı.
bense ilkokula giderken trt de Michelangelo ile ilgili bir dizi izlediğimden beri heykelle ilgiliydim
sonra daha öncede behsettiğim "hime-chan no ribbon" animesini izledim
ve tek bir hayalim oldu
stop motion animasyon..
sonrada hayatımın geri kalanında yanımda olan insanla tanıştım,
3 sene aynı sınıfta okuyup sadece 3. sınıfta adam akıllı konuştuğum Nell.
tabii o zamana kadar ben haala susuyodum ve sustuklarımı büyütüyodum.
onunla kaynaştığımdaysa artık bir ergenlik yolcusuydum.
lisede ergen oldum. görebileceğiniz en ruh hastası modellerden.
kıskanç ve mutsuz.
ve dediğim gibi güya optimist.
bişeyin önce en kötü yanını görüp sonra tam zıttını düşünmek optimizim değildir kandırmayın kendinizi.
neyse ben ergen oldum ve sustum.
sutukça şiştim
sustukça kızdım
kızdıkça şiştim
bide tutup aşık oldum...
platonik.
platoniğin dibi...
o çok popüler ve çok yakışıklı
üstelik orta okuldan beri görüp "oha ne güzel hatun" dediğim bi hatunla birlikte...
bense sırada ve ergen.
bu arda o ergen değildi bende bi üst sınıfta olmasına rağmen 4 yaş büyüktü ayu.
ben liseye başladığımda daha 14 üme basmamıştım o ise 18 yaşına girdiydi o sene..
konuşamadım
konuşmayı herşeyden çok istedim
ama 14 senedir konuşmakla hiç aram olmamıştı
artık konuşamıyodum.
zaten onu gördüğümde ses bile çıkaramıyodum
nefes bile alamıyodum
fakat asla "az kendime bakayım oda beni sevsin" demedim
tam tersine ilk ona baktığımdan beri biliyodum
eğer yanına gidip 2 kelime etsem 3.sü gelmezdi.
o "a" ise ben "z" idim.
o aşık olup müslüm dinlerdi.
ben leman sam.
o hayatı hakkında düşünmezdi
bense 13 yaşımda o gün ölürsem hayatımda korkmadan adım atmadığım için kederlenirdim.
o o düşünmüyodu yaşıyodu
bense düşünüp yaşamıyodum.
sustum.
kankam gerçekten konuşma ustasıdır. hiçbi lafın altında kalmaz.
o konuştu
ben sustum
lise 1 de ilk kankam Nell ve ben T ile tanıştık.
T ye baktığımda hep imrenirdim öz güvenin tek adıydı benim için.
nell 1. sınıf sonunda sözel okudu T ve bende sayısal.
aynı sınıftaydık.
T kendine güveniyodu ve insan ilişkilerinde ustaydı
T de başkalarıyla da konuştu.
ben gene sustum
haset ettim sustum
mutlu oldum sustum
ve sustuklarımı büyüttüm
lise bittiğinde
16 buçuk yaşımdaydım.
güzel sanatalar için uğraştım
1. denememde geleneksel'i kazandım
gitmedim
2. denemem hüsrandı
bi halt olmadı
3.denemede ise istediğim tek bölüm olan animasyonu kazanamadım
onun yerine 3. okulda (marmara,mimarsinan,anadolu) toplam 5 bölüm kazandım
ve hep Michelangel'nun suçu
sırf yaptığıma hayat verebilme arzumdan dolayı
edüstri ürünleri tasarımını seçtim...
seçmez olaydım daha 1. sınıfın ilk döneminde seçimimin hata olduğunu anladım..
kahroldum...
fakat bunu anneme söylediğimde beni bi dövmediği kaldı
bende sustum
5 sene gittim o bölüme
ve en çok 2. sınıfa kadar gelebildim.
nefret ettim.
bölüm başkanına okulu bırakmak istediğimi söylediğimde
"haklısın bazı insanlar bazı işleri yapamaz" dedi
her ne kadar kızsamda haklıydı.
5. senenin ortasında psikoloğa gitmeye başladım
amacım kilo vemeyi reddedişimi anlamaktı.
endokrinoloklara falan gittim testleden geçtim
POK liydim (polikistik over) çok üstünde durmadım.
5. senemde bölümümü bıraktım ve tekrara sınava girdim.
tek atış özel üniverste. 1.likle girdim burslydum
özel üniverste iyiydi
bütün hocalar egolarını devlet okullarında bırakıp geliolardı
üstelik devlet okulunda kötü ya da vasat olmaktansa
özel okulda iyi olmayı seçtim
psikoloğa 2 sene kadar gittim.
belkide ilk gitme nedenim olan kilolarım dışında herşeye odaklandım.
sonra finansal nedenlerle gitmeyi bıraktım.
fakat o 2 sene beni bi hayli geliştirdi
artık konuşmaya başladım
hatta susmakta bile zorlandım
sonrada en nihayetinde bu sene tüm cesaretimle tekrar doktora gittim.
zaten bir kaç senedir bildiğim bedensel kısır döngümü kırmak için.
kilo aldıkça bozulan hormonal dengem ve hormon dengem bozuldukça artan kilolarım
şimdi
sustuklarımın ve yediklerimin diyetini ödüyorum
ilk kez mutluluğu tümüyle hissediyorum.
acıkmıyorum bile
biraz korkuyorum
bu kiloların ardına sakladığım duyguların ortaya çıkmasından
birazda eğer zayıflarsam neye benziyeceğimi bilmiyo oluşumdan
ama bu kez susmayacağım!
11 Aralık 2010 Cumartesi
Johnny den mail var!!
"Favori Johnnys üyeniz kim?
*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
"Johnnys International"ın email bilgilendirme servisinin kayıt sayfasını yeniledik. sadece tek bir ekleme yaptık, "Your favorite Johnnys artist" (favori Johnnys üyeniz). Eğer bize favorinizin kim olduğunu söylemek isterseniz, aşşağıdaki adımları tekrarlayıp yeniden kaydolun:
>>> 1. adım
"Johnnys International" üyeliğinizi iptal edin :
https://g.ab0.jp/johnnys-international/3800_p.php/7Hvz8A
>>> 2. adım
"Johnnys International"a tekrar üye olun
(suflörden not: eğer bu ilk kayıt oluşunuz sa sadece bu like tıklamanız yeterli tabiki ^_^):
https://g.ab0.jp/johnnys-international/1100_p.php/7Hvz8A
Favori sanatçınızın (!?! artisti nası çeviririnm bilemedim) kim olduğunu bilmek istiyoruz!
>>>not
*lütfen kayıtları sadece ingilizce yapın
*sadece bir tane favori Johnnys grubunun ya da sanatçısının adını yazın.
*bu işlemi yapmak ZORUNLU DEĞİLDİR! görmezden gelebilirsin. yeniden kayıt işlemini yapmasanda mesajların düzenli olarak gelmeye devam edecektir."
demiş mail
hoşuma gitti yaptım hemen favorileri bilmeleri bence gayet gerekli bi durum bilsinler iyidir
bilmeselerde olur ama genede bilmeleri iidir bence (*゚ー゚)
*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
"Johnnys International"ın email bilgilendirme servisinin kayıt sayfasını yeniledik. sadece tek bir ekleme yaptık, "Your favorite Johnnys artist" (favori Johnnys üyeniz). Eğer bize favorinizin kim olduğunu söylemek isterseniz, aşşağıdaki adımları tekrarlayıp yeniden kaydolun:
>>> 1. adım
"Johnnys International" üyeliğinizi iptal edin :
https://g.ab0.jp/johnnys-international/3800_p.php/7Hvz8A
>>> 2. adım
"Johnnys International"a tekrar üye olun
(suflörden not: eğer bu ilk kayıt oluşunuz sa sadece bu like tıklamanız yeterli tabiki ^_^):
https://g.ab0.jp/johnnys-international/1100_p.php/7Hvz8A
Favori sanatçınızın (!?! artisti nası çeviririnm bilemedim) kim olduğunu bilmek istiyoruz!
>>>not
*lütfen kayıtları sadece ingilizce yapın
*sadece bir tane favori Johnnys grubunun ya da sanatçısının adını yazın.
*bu işlemi yapmak ZORUNLU DEĞİLDİR! görmezden gelebilirsin. yeniden kayıt işlemini yapmasanda mesajların düzenli olarak gelmeye devam edecektir."
demiş mail
hoşuma gitti yaptım hemen favorileri bilmeleri bence gayet gerekli bi durum bilsinler iyidir
bilmeselerde olur ama genede bilmeleri iidir bence (*゚ー゚)
8 Aralık 2010 Çarşamba
Sho ve ucibik saçları
bu aralar pek bi dertlendim
Sho-cchi hepten ucubeye doğru durmaksızın yol alıyo
hadi yorgunluktan suratının aldığı hale alıştı gözüm
böle gözaltı torbası'nın altındaki, göz altı torbalarını kanıksadım artık.
ama bu ruhu çekilmiş yorgun yaşlı adam haline bide o ebleh saç ekledi ya benim hepten sinirim hopladı
bi allahın kuluda bu çocuğu kenara çekip
"yavrum maymuna döndün iki dinlen, bi saçını kestir, onsen'emi gidion ne zıkkıma gidiosan bi insana dön"
demiomu?
niye demio?
illa beni japonyayamı getirtceksiniz!!!
bide buna inat Jun ve Nino hayatlarının en muhteşem ve göz alıcı kısmına girdiler
ikiside resmen ışık saçıyo... hoş jun en son saçları kestirip bi enteresan hale gelmiş
ama dur onun o halini daha net göremedim atar yapmama var daha
2 sene sonunda zar zor karar verdiğim ichiban'ımı mı değiştirtceksiniz bana
(valla sanki zorunluymuşum gibi içlerinden birini seçmiş olmak haala çok komik gelio bana,
bi karton yumurtadan en sevdiğini seçmek gibi. sonuçta yumurtayı seviorum en sevdiğim ne oluyo.
ama bünye kendiliğinden seçti ben naapim)
resmen arıza verdim ya
hoş şu kanjani8'nin geldiği haftaki HnA'da ki kıyafetle baya tipi topladı
dedim; "bu saçla bile hoşuma gittiyse iş var daha"
dedim; "bu saçla bile hoşuma gittiyse iş var daha"
ve akabinde.....
şu çekimlerini yeni bitirdiği film deki halini gördüm
( film ocakta gösterilcek sanırım adı "Kamisama no Karute")
ağlayasım var
saçların aldığı son şekil se bu, gülermisin ağlarmısın
saçlarda bi düzelme olduğu söylenemez..
sadece uzadığı için artık ebleh kahkülleri yok
onun yerine 2. kafası vamışcasına bi şekle sahip
ama en azından yorgun görüntüsü yok artık...
neyse umudum odur ki yakında toplicak saçları
ganbare sho-cchi T-T
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




