birazdan okuyacaklarınız baştan sona kurmacadır.
kendisi "fan fiction" denen tür dahilindedir.
hayal kurmayı severim bide fangirl havsında takıldığım için çok uydu bu konsept bana
hikayeye oppamania da başladım
orda bir kaç günü birden koyuyorum yazdığımda
ama burda her seferinde bir gün koyucam
daha karizmatik ^^
umarım birileri okur eaheahheahea
18 ağustos 2011 Perşembe 05:47
Pek çok hikaye aynı süreci takip eder. Kahramanımızın durumu ya da cinsiyeti hatta cinsel tercihi önemli değildir. Bi şekilde aşkı bulmasıdır konu, o sırada başından geçenler anlatılır ve kahraman aşkı bulduğunda ya da evlendiğinde hikaye biter.
Oysa bence esas hikaye tam da bitirilen yerde başlıyo. Aşkı devam ettirmek, evliliği devam ettirmek, sevgiyi devam ettirmek, hepsi ama hepsi onu bulmak kadar zor. hatta belki daha bile zor. Durum tam da Eprahim Kishon'un “romeo ve juliet”e getirdiği yorum gibi “tarla kuşuydu juliet”. O büyük aşk karın doyurmicak faturaları ödemicek çöpü hiç çıkarmicak. Yani doğa kanunu aşk için bile geçerli. Mihail Drumes ‘in “Valse Davet” kitabında ki baş karakterin dediği gibi “eğer aşkla nasıl baş edeceğimizi onun karmaşası karşsında nasıl duracağımızı nasıl sürdüreceğimizi öğretmiyorsa kupkuru bilmin ne faydası var” yada buna yakın bişilerdi.
Olayın özü şu ki daha geçen hafta bi juliet tim. Fakat rome yu terk etmem gerekiyodu ikimizde gayet bilinçle ayrıldık. istemeden ama bilinçle.
Şu anda Tokyodaki yeni dairemin çatısındayım. japonlar çatıları çok seviyo. Japonya ya ilk geldiğimden beri kafamı bu kurcalar, herkes kısa diyemi acaba çatıda durmayı seviolar. neyse konumuz o değil.
Şu anda oturduğum binanın hemen yanında ki kocaman kütlenin (ki halk arasında ona da bina denio ama hani sanırım ayıp olmasın diye zira gördüğüm en çirkin kütle kendisi.) tam da karşıma düşen kısmında geçen hafta ayrıldığım, ayrılmak zorunda kaldığım adamın (ve grubunun) posteri asılıyor. (sıçarcasına çıkardıkları single lardan biri daha ben hala kederdeyim adamın pozlara gel te allam) tam ben bunları yazarken şu anda. Evren götünü açmış benimle kafa kırıyo resmen.
Ve evet çatıya çıkmama sebep olan ve yazının ilk iki paragrafını yazmamı sağlayan film “you've got mail” di şu Meg Ryan la Tom Hanks’ın oynadığı. Ne demeye aşk filmi izlersin ve ne halt yemeye hâlâ tokyo’da kalmakta ısrar edersin anlamam ki. Tabi o sinirle (ki saat sabah 6’ydı) leptopla kendimi çatıya attım. Atmaz olaydım tokyonun benimle işi bitmemiş o nedenle dev reklamlarla haytımı taciz etmeye başlamış.
Bu yazı bi merak yazısı olcaktı bide romantik komedilere olan hıncımı alcaktım fakat sonuca gel. Resmen öfke kusuyorum bu işin sonu çatının ucuna gidip azımdan tükürükler saçarak “seni yenicem tokyooğğ” die bağırmamla sonuçlancak diye tırsmaya başladım
Evet an itibariyle tam oldum kafama kuş sıçtı. Eminim bu istanbulda sürekli kafama pisleyen karakter. Hâlâ takip edio beni kesin bi gıcığı var. Yok her seferinde farklı bi tanesi yapıyosa daha beter durum, üzerimde kuşların görebildiği bi hedef tahtasıyla dolaştığıma inanmam an meselesi.
Posteri asmayı bitirdiler kuş ta herşeyin üstüne tuz biber oldu. Alkol almadım. Sigarada içmem. Ama şu ada ikisininde feci gideri var. Ya da yemek yemem gerekio sanırım.
Göz yaşların böyle durumlarda akmaya başladımı durmuyo dimi ve ben hâlâ gülüyorum…….
0 yorum:
Yorum Gönder